Çocuğum günde kaç saat uyumalı?

Gözünden uyku aktığı halde uyumayan, uyku kelimesine bile dayanamayan bir çocuğunuz varsa bir an önce harekete geçmeniz gerekiyor. Çünkü harekete geçmezseniz uykuya elveda uykusuz gecelere merhaba demek durumunda kalabilirsiniz.

0-5 yaş grubunda çok daha fazla görülen çocuklardaki uyku problemleri ve çözüm yollarını Hisar Intercontinental Hospital Çocuk ve Ergen Uzman Psikoloğu Özge Özkan’a sorduk…

Çocuğum günde kaç saat uyumalı?
Bebekler büyüdükçe daha az uyumaya başlarlar. Yeni doğmuş bir bebek 3-4 saatte bir sadece beslenmek için uyanır. Bir aylık bebekler 16-17 saat, 3-4 aylık bebekler yaklaşık 15 saat, 6 aylık bebekler 14 saat, 10 aylık bebekler 10-12 saat v.b. uyurlar.10-12 aylık çocuklar günde 2 kere gündüz uykusu uyurlar. 18 aylıktan itibaren gündüz uykuları 1 kereye inebilir. Anne sütüyle beslenen bebekler geceleri daha sık uyanırlar, her 2-3 saatte bir beslenme ihtiyacı duyarlar çünkü anne sütünü sindirmek hazır mamaya göre daha kolaydır. Bir süre sonra uykuyla emzirilme arasında ilişki kurarlar.

Uyumadan önce biberonla mama verelim mi?
Uyumaları için mamayla beslenen veya emzirilen çocukların çoğunlukla gece beslenmeye ihtiyaçları yoktur. 3 aylıktan büyük çocuklar gün içinde tüm gıda gereksinimlerini karşılarlar. Uyku ile beslenme arasındaki çağrışımı engellemek için çocuğunuzu yatırmadan 30-60 dakika önce yatak odasının dışındaki bir bölümde besleyin. Uyumadan önce biberonla mama vermeyi veya emzirmeyi aşamalı olarak azaltın. Biberonla besliyorsanız sütün gramajını her gece biraz daha azaltın. Emziriyorsanız bebeğinizi beslediğiniz süreyi her gece 1 dakika azaltın.

Uyandığında veya uyuyamadığında ne yapmalıyım?
Bebeğiniz uyanır veya hemen uykuya dalmazsa ağlamasına izin verin. Onu kucağınıza almadan her 15 dakikada bir yanına gidip kontrol edebilirsiniz. Bir süre sonra ağlaması kesilebilir. Bebeğinizin gece uyanması normaldir. Belli bir sebebin olması gerekmez. Sorun bebeğinizin kendisini sakinleştirerek yeniden uyumasıdır. Bebeğinizin tekrar uykuya dalmasını sağlayacak koşulları yaratmaya çalışın.

Neler çocuğumun uykuya dalmasını önler?
Genellikle fazla heyecan, ağır bir yemek veya yatmadan önce ebeveynleri veya kardeşleriyle fazla ölçüde oynaşmak çocuğunuzun uykuya dalmasına engel olur.

Çocuğum uyurken neden yatağından çıkmaya çalışıyor?
Bu gibi çocuklar yataklarında kendilerini sıkışık hissettikleri için gece yarısı yataklarından kalkarlar. Bu gibi çocukların çocuk karyolalarından alınarak normal yansız karyolalarda yatırılmaları yararlı olacaktır. Bu şekilde kendilerini daha özgür hissedecekler ve yataktan kalkma adetleri azalacaktır.

Bu Önerileri Dikkate Alın!
• Kimi bebeklerin gaz problemleri uyku sorunları yaratabilir, bunun geçici olduğunu uzun süreli olanlarda başta anne sütü ve diğer süt türevlerine, kimi durumlarda da başka yiyeceklerle ilgili alerjik reaksiyon olduğunu bilin. Bunun için çocuk doktorundan yardım isteyin.
• Bebeğinizi ya da çocuğunuzu sürekli ten temasıyla uyutmayın, uykudan önce sevin, öpün, koklayın; fakat koyun koyuna aynı yatakta yatmayın.
• Anne ve baba olarak aranızda çeşitli sebeplere dayalı (cinsel, iletişimsel, ailevi vd.) sorunlar var ise kuvvetle muhtemel bu çocukta da sorunlar yaratacaktır. Öncelikle çift olarak aranızdaki sorunları yapıcı bir şekilde çözmeye çalışın.
• Uykuya dalmanın genelde çocuklar için çok da kolay bir şey olmadığını bilin. Çünkü uykuya dalma süreci çocuğunuzun tek başınalığını yoğun bir şekilde duyumsadığı zamandır. Ancak uykunun da gelişim için olmazsa olmaz olduğunu unutmayın.
• Çocuğun kaygı ve korkularından etkilenmeyin; anlayış ve kabul gösterin ama siz de kaygılanmaya başlamayın. Bu zincirleme reaksiyon doğurur.
• Bebeğinizi o hoşlansa bile yüzüstü yatırmayın. Sırtüstü ve yan yatırın. Çünkü yapılan araştırmalarda yüzüstü yatan bebeklerde ani bebek ölümleri görülmüş ve sırtüstü veya yan yatan bebeklerde bu durum söz konusu olmamıştır. Amerikan Pediatri Akademisi ailelere bebekleri sırt üstü veya en doğrusu yan yatırmalarını önermektedir. Bebeğinizi yastıklarla destekleyerek yan yatarken de rahat uyumasını sağlayabilirsiniz.

“Reflekstir” Deyip Hafife Almayın!

Bebeklerde ani sıçramanın nedeni “epilepsi” olabilir! 

Epilepsi, en sık çocukluk çağında, özellikle de 0-1 yaş arasındaki bebeklik döneminde ortaya çıkıyor. Sanılanın aksine sadece vücutta kasılma ve çenenin kitlenmesi gibi büyük nöbetlerle değil, gözden kaçabilecek küçük nöbetlerle de gelişebiliyor. Örneğin, bebeklerde ani sıçrama epilepsinin işareti olabiliyor!

Halk arasında ‘sara’ olarak bilinen epilepsi; ateş ve kafa travması gibi herhangi bir tetikleyici faktör olmadan tekrarlayıcı bilinç kaybı ile bilinçte bozulmanın görüldüğü ataklarla gelişen bir hastalık. En sık çocukluk çağında, özellikle de 0-1 yaş arasında ortaya çıkıyor. Çocukluk çağındaki epilepsi tüm vücutta kasılma/atma, çenenin kitlenmesi ve ağızdan köpük gelmesi gibi belirtilerle seyreden büyük nöbetlerle gerçekleşebileceği gibi; tanınması zor ve kısa süren küçük nöbetlerle de ortaya çıkabiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Uğur Işık, bebeklerde sadece kollar, bacaklar ve baş bölgesinde ortaya çıkan ani sıçramanın hafife alınmaması gerektiğine dikkat çekerek, “Klasik epilepsi belirtilerinin yanı sıra, bu tür kısa süren küçük nöbetlerin de asla atlanmaması gerekiyor. Çünkü bu küçük nöbetler anne babalar tarafından gözden kaçarsa sorun tedavi edilmediği için büyük nöbetlere dönüşebiliyor” diyor.

Hangi Nöbetler Gözden Kaçabiliyor?

• Ani Sıçrama ve Kapanma: Bebeklikte kümeler halinde gelen, kollar, bacaklar ile baş bölgesinde ani sıçrama ve kapanma ile gelişen nöbetler ortaya çıkabiliyor.
• Gözlerin Sabit Bir Yere Bakması: Çocuklarda kasılma, atma, gözlerin sabit bir yere bakması ve kusma ile gelişebiliyor. Vücudun tek tarafında kasılma veya vücudun tek tarafında anormal his ile de görülebiliyor.
• Dalma: Absans nöbetlerinde çocuk sadece 5-10 saniye boyunca dalıyor ve çevresine karşı duyarsız oluyor.
• Gece Uykudan Sık Uyanma: Frontal lob denilen (beynin ön bölgesi) bölgede gelişen nöbetlerde gece uykudan sık uyanma, kasılma ve anlamsız hareketler görülebiliyor. Bu durum çoğunlukla uyku bozukluğu ile karışıyor. Ayrıca çocuk anlamsız yere kendi çevresinde dönme veya koşma şeklinde hareketler sergileyebiliyor.
• Ani Baş Düşmeleri: Ani baş düşmeleri ve yere kapaklanma şeklinde nöbetler görülebiliyor.
• Sıçrama: Bazen sadece ani elektrik çarpması benzeri sıçramalar (myokonik nöbetler) ortaya çıkabiliyor.

Çocuğun Hayat Kalitesini Belirliyor

Bazı türlerinde nöbetler günde 50-60 kez tekrar ederken, bazılarında ise yılda sadece 1-2 kez ortaya çıkıyor. Epilepsiye neden olan durum hayat kalitesinde en önemli belirleyici faktör oluyor. Çünkü bu faktör hem çocuğun zeka düzeyini ve davranış sorunlarını hem de epilepsinin şiddetini beliyor. Nöbet sayısı ve nöbet kontrolü hayat kalitesini belirlemede önemli bir rol üstleniyor. İlaçlarla kontrol altına alınabilirse çoğu çocuk okul, spor ve hobiler gibi günlük yaşam aktivitelerine devam edebiliyor.

Bazı Türleri İlaçla Kontrol Altına Alınabiliyor

Hangi tedavinin uygulanacağında epilepsinin türü çok önem taşıyor. Çocukluk çağının iyi huylu genetik epilepsilerinin yüzde 80-90’ı ergenlikte düzeliyor. Bazen de epilepsiler ergenlik çağında başlıyor, bunların bir kısmı ömür boyu tedavi gerektiriyor. Epilepsilerin bir kısmı ilaç tedavisine çok iyi yanıt veriyor. En az 2 yıl, bazen de ergenlik çağına kadar ilaç kullanmak yeterli gelebiliyor. Ancak altta kafa travması veya menenjit gibi nörolojik bir sorun varsa tedavi edilmesi daha güç olabiliyor. Örneğin hastanın çok uzun yıllar ilaç kullanması gerekiyor.

Epilepsi Cerrahisinde Başarı Oranı Yüksek

Tüm epilepsilerin yüzde 20-30’unu dirençli epilepsiler oluşturuyor. Bu durumda ilaç dışında diğer tedavi seçenekleri gündeme geliyor. İlk yöntem de epilepsi cerrahisi oluyor. İyi seçilmiş hastalarda epilepsi cerrahisinin başarısı yüzde 80’lere ulaşıyor. Ancak ne yazık ki her dirençli epilepsisi olan çocuk ameliyat adayı olamıyor. Çocuğun epilepsi cerrahisi adayı olması için nöbetlerinin belli bir bölgeden kaynaklaması ve çıkarılacak bölgenin dil ve görme gibi önemli bir fonksiyonunun olmaması gerekiyor.

Beyne Takılan Pil Belirgin Düzelme sağlıyor

Çocuğun cerrahi yönteme uygun olmadığı durumlarda “vagus sinir stimülatörü” denilen beyin pili tedavisi düşünülebiliyor. Göğüs altına yerleştirilen pil, vagus sinirini belli aralıklarla uyarıyor ve bu nöbetlerde azalma sağlayabiliyor.  Beyin pili tedavisiyle nöbetlerin tamamen durması mümkün olmasa da iyi seçilen hastalarda belirgin düzelme sağlanabiliyor.  Diğer bir tedavi seçeneği de ketojenik diyet. Bazı tür epilepsilerde etkili olan bu diyet yağdan çok zengin beslenilmesi prensibine dayanıyor.

Nedenleri Neler?

• Kromozom anomalileri,
• Beyin oluşumundaki yapısal bozukluklar,
• Beynin oksijensiz kalması veya beyin kanamaları,
• Tümörler,
• Kafa travması,
• Menenjit gibi beyin enfeksiyonları epilepsiye sebep olabiliyor.

Çocuğunuz Atak Geçirdiğinde… 

• Nöbet sırasında çocuğunuzu sağ ya da sol tarafına doğru yatay pozisyonda yatırın.
• Başının altına bir yastık koyun, yakası sıkıysa gevşetin.
• Sallamayın, üstüne su dökmeyin, ağzına bir şey sokmaya çalışmayın.
• En yakın sağlık kuruluşuna götürün ya da çocuğunuzu izleyen doktoruyla iletişim kurun.

Çocuklarda terlemeye karşı önlemler

Bazı çocukların özellikle ellerinde aşırı derecede görülen terleme sorununun yarattığı kaygı öğrencilerde baskı oluşturup başarılarını gölgelemesine neden oluyor. 

Okul sınavlarında terlemeden dolayı nasıl kalem tutacağını düşünen öğrenciler için bu kaygının en üst düzeyde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz…

Aşırı terleme ya da tıbbi adıyla hiperhidroz, pek çok kişiyi üzen ve sosyal yaşamı etkileyen kronik bir hastalık.

Sürekli alınlarında, koltuk altlarında, avuçlarında ve ayak tabanlarında terleme görülen kişiler, bu sebeple oluşan çeşitli cilt sorunlarından ya da rahatsız edici bir ter kokusu yüzünden kendilerini rahatsız hissederler.

Bazı kişiler belirli herhangi bir neden olmaksızın diğerlerinden daha fazla terler. Ancak bazı faktörler de aşırı terlemenize neden olabilir. Bunlar:

Kalıtım

Bazı insanların soyaçekim nedeni ile özellikle avuç içi ve ayak tabanları aşırı terleme eğilimi göstermektedirler. Bazı gıda ve içecekler. Sıcak içecekler ve kafein veya alkol içeren içecekler terlemenize neden olabilir. Baharatlı gıdaları tüketmek aynı etkiye neden olabilir.

Bazı ilaçlar

Ruhsal bozuklukların tedavisinde kullanılan bir kısım antidepresan ilaçlar, morfin ve aşırı dozda tiroit hormonu gibi ilaçlar aşırı terlemeye neden olabilmektedir. Aspirin benzeri ağrı kesiciler yüksek dozda kullanıldığında yoğun terlemeye neden olabilmektedir.

Menopoz

Menopoz dönemine giren kadınlarda östrojen seviyesinin düşmesine bağlı olarak ateş basması (vücut sıcaklığında yükselme ile beraber gözlenen terleme ve aşırı ateş) görülebilmektedir. Menopoz dönemindeki kadınların bir kısmı gece aşırı terleyerek uyanmakta ve daha sonra üşümektedir.

Yeni annelere çocuk bakımı ile ilgili ipuçları

Yenidoğan bebeklerin yaşamdaki ilk günleri, annelerin de en mutlu; ancak bir o kadar da en zor zamanlarıdır. Bu dönemde bebekte görülen en küçük bir değişiklik dahi anneyi korkutur ve endişelendirir. Bu süreci en rahat atlatmanın yolu ise; bebek bakımı konusunda bilinçlenmekten geçmektedir.

Kafatasındaki şekil bozukluklarını önemsemeyin!
Bebekler, kafatası kemikleri henüz tam gelişmeden dünyaya gelir Bu yüzden bebek doğum kanalına girdiğinde sıkışmaya veya vakumla çekilmeye bağlı olarak kafatasında şekil bozuklukları görülebilir. Zamanla, beyin büyüdükçe kemikler de beynin şeklini alır ve kafatasındaki şekil bozuklukları ortadan kalkar.

Bebeğinizi “teri kokmasın” diye tuzlamak ölüme dahi götürebilir
Bebek doğduğundan itibaren 1 hafta veya 10 gün içinde görülen döküntülerin çoğu fizyolojiktir. Bazı bebeklerde morluk veya akne benzeri oluşumlar görülebilir. Bu sorunların çoğu tedavi gerektirmez. Tedavi için kullanılan birçok madde bu tür cilt problemlerinin daha da artmasına neden olur. Örneğin; bebeklerin cildine yapılan en yanlış uygulama, teri kokmasın diye yapılan tuzlamadır. Bebeğin cildi hassas olduğundan tuz vücutta emilmekte ve bu durum ölüme kadar gidebilen sonuçlar doğurabilmektedir.

Düzenli kilo artışı bebeğinizin doyduğunun göstergesidir
Bebeğin doyduğunu anlayabilmenin en iyi yolu, düzenli kilo artışının gözlenmesidir. 2-3 saat uyku uyuyan, düzenli kaka yapan çocuk doymuş demektir. Emzirme sırasında emme ve yutma işlemlerinde, bebeğin hal ve hareketleri de doyduğuna dair ipuçları verebilir. Bebekler dümdüz yatırdıklarında sütün fazlasını gaz ile birlikte çıkartabilir, bazen fazla miktarlarda da kusabilirler. Bebek düzenli kilo aldığı sürece, bu durum bir sorun teşkil etmez. Kusmaması için bebek 30-40 derece eğimle yatırılmalıdır. Bu uygulama, yer çekiminin etkisi ile sütün midede kalması için yapılır.

Fön makinesi bebeğinizin gaz çıkarmasına yardımcı olabilir
Bebeklerin gaz çıkarmadaki sıkıntısı, sindirim sisteminin bazı öğelerinin olgunlaşmasında gecikmeden kaynaklanmaktadır. Bu süreçte sabır çok önemlidir. Piyasada satılan gaz sorununu gideren ilaçlar bebekler için önerilmemektedir. Bebek emzirilirken devamlı meme değiştirmek sakıncalıdır. Bir meme boşaltılmadan diğer memeye geçilmemelidir. Çünkü birini boşalttıktan sonra diğerine geçmesi doyduğunu hissetmesini sağlayacaktır. Fön makinesi sesi bebeğin gaz çıkarmasına yardımcı olabilir.

Yeni annelere çocuk bakımı ile ilgili ipuçları;
*Annenin eli sürekli temiz olmalıdır.
*Kulak temizliğinde kulak çöpü kullanılmamalıdır. Sadece kulak kemerini pamuk yardımı ile silmek yeterli olacaktır.
*Gözlerinde bulunan çapaklar, kaynatılmış su yardımı ile temizlenebilir.
*Doğduğu günden itibaren bebeğin tırnakları düz, batık oluşmayacak şekilde kesilebilir ve kenarları hafif törpülenebilir.
*Ağız özel bir temizlik gerektirmez; çünkü tükürük bezlerinin temizleyici bir etkisi vardır. Fakat pamukçuk gibi bir madde görüldüğünde karbonatlı su ile yıkanabilir.
*Burun tıkanıkları için aspiratör kullanımı zararlıdır. Aspiratör negatif basınç uyguladığı için burun mukozası daha da şişip, tıkanabilir. Küçük poşetlerde satılan tuzlu sular birer damla damlatmak, hem temizlik hem nem hem de burun tıkanıklığını gidermek açısından yeterli olacaktır.
*Cilt temizliği banyo ile yapılır. Bebek bir gün duru su, bir gün şampuan ile her gün yıkanabilir. Şampuan seçerken PH nötr olan ve içerisinde kozmetik ürün olmayanlar tercih edilmelidir.
*Alt temizliği kızlarda suya batırılan pamuklarla veya sadece su içeren ıslak mendillerle, önden arkaya doğru yapılmalıdır. Kullanılan mendil veya pamuklar alkol içermemelidir. Erkek çocuklarda ise; sünnet derisi geriye çekilmemelidir. Bu uygulama ile deri çatlayıp, iltihap kapabilir.
*Bebeğin kıyafetlerinin pamuklu ürünlerden seçilmesi önerilip, kullanmadan önce sıcak suyla yıkanıp ütülenmesi sağlanmalıdır.
*Genellikle göbek kordonu, doğumdan sonra 10 gün içinde düşer. Göbek bağı düşmeden önce su ile temas ettirilmemelidir. Bu bölgenin kuru tutulmasına özen gösterilmeli ve doktorun önereceği alkollü bir antiseptikle sabah akşam pansuman yapılması gereklidir.
*Bebek doğduğu günden itibaren dışarı çıkartılabilir. Ancak kalabalık ortamlarda bulunmamasında fayda vardır. Sürekli dışarıda olmak bebeğin bakımının ihmal edilmesine neden olabilir.
*Yenidoğanda ateş, morarma ve nefes kesilmesi acil bir durumdur. Ateş yüksek ise vakit kaybetmeden hastaneye başvurmak gerekir.

Ağlayan bebeği sakinleştirmenin 20 yolu!

Ağlayan bebeğinizi sakinleştirmenin pek çok farklı yolu var. Bunlardan birkaçını sizin için sıraladık. Buyrun okuyun…

1- Sakin olun. Sizin sakin olmanız, bebeğinizi de etkileyecektir.

2- Bebeğinizin altını kontrol edin.

3- Bebeğinizin ateşi olup olmadığını kontrol edin. Ensesine bakarak, anlayabilirsiniz.

4- Bebeğinizi emzirin.

5- Bebeğinizin gazı olup olmadığını kontrol edin. Her emzirmeden sonra mutlaka bebeğinizin gazını çıkartmasına yardımcı olun, masaj yapın. Onu rahatlattıktan sonra uykuya geçmesiniz sağlayın.

6- Bebeğinizle yatın. Bazen küçük bebeğinizin sadece size ihtiyacı vardır. Beraber yatarak, onun tüm ihtiyacını karşılamış olursunuz.

7- Bebeğiniz kucağınıza alıp, onu dışarıya bakmasını sağlayacak pozisyonda tutun.

8- Bebeğinize sakinleştirici şarkılar söyleyip, onu rahatlatmaya çalışın.

9- Bebeğiniz kucağınıza alıp, onunla dans edin. Sizinle beraber olması, teninizin teması onu rahatlatabilir. Kendini sizin yanınızda güvende hissedecektir.

10- Bebeğinizi sallayın. Bunu kucağınıza alarak, sallayabilirsiniz. Bu pozisyon bebeğinizin anne karnındaki pozisyonunu hatırlatacağı için, onu rahatlatacaktır.

11- Bebeğinizi soyup, onun vücudunu kontrol edebilirsiniz. Vücudunda kızarıklık var mı? Acaba bebek bezi bebeğinizin bacağını sıkıştırmış mı?

12- Sıcaklık ve su bebeğinizi yatıştırabilir. Bebeğinizi ılık su ile banyo yaptırabilirsiniz. İsterseniz suyuna lavanta yağı ekleyebilirsiniz. Lavantanın yatıştırıcı etkisinden yararlanabilirsiniz.

13- Bebeğinizin karnına ve sırtına dokunmak, bebeğiniz rahatlatacağı gibi anne bebek arasındaki bağı da arttıracaktır.

14- Bebeğinize masaj yağı ile masaj yapın.

15- Bebeğinize emziğini verebilirisiniz. Bazen emme ihtiyacı olduğu zaman da bebeğiniz huzursuz olabilir.

16- Dış sesleri azaltın. Bazen bebeklerimiz dış etmenlerden de etkilenebiliriler. O nedenle ışıkları, televizyonun ya da müziğin sesini kısın.

17- Sıkı, sıcak, yumuşak bir battaniye ile bebeğinizi kundaklamanız, onun sakinleşmesine  yardımcı olabilir.

18- Arabada bir yolculuk bebeğinizin sakinleşmesine yardımcı olabilir. Titreşim ve yatıştırıcı bir ses bebeğinizin rahatlamasını sağlar.

19- Bebeğinizle dışarıya çıkın. Bebek arabası ile dışarıda yürüyüş yapmak, hem sizin hem de bebeğinizin rahatlamasına yardımcı olabilir.

20- Ağlayan özellikle kolik bebeklere elektrik süpürgesi ve ya saç kurutma makinesinin sesi, anne karnındaki dolaşımının sesine benzediğinden bebeğinizin rahatladığını göreceksiniz.

Hamile eğitmeni Esra Ertuğrul

Gebelikte Reflü Sorunu

Gebelikte Reflü Sorunu
Hamilelik sürecinde yaşanan en sık rahatsızlıklardan biri de reflü sorunu.

Bu sorunu yaşayan anne adayları verdiğimiz haber önerilerden faydalabilirler.
 Hamilelik süresince doğum sonrası, bazı geçici rahatsızlıklar görülmektedir. Bunlardan biri de gebelik reflüsüdür. Tabi anne adayının hemilelikten önce de böyle bir şikayeti olabilir. Ancak hamilelik, reflü için ek bir risk oluşturmaktadır.
Ama gerekli önlemler alındığında hamilelik dönemi reflüsü sandığından daha hafif geçirebilir. Hem hamilelik döneminde hem de doğum sonrasında reflüden kurtulmak için kolay uygulanabilir tedavi yöntemleri de mevcut. Ama en önemlisi yeme alışkanlıklarınızda bir takım değişiklikler yapmaktır.

Reflü nedir?
Asidik madde içeriğinin bir zorlama olmaksızın yemek borusuna geri kaçmasına reflü denir. Reflü aslında sık görülebilen bir rahatsızlıktır. Midenin iç yüzeyi gibi asidi dirençli yapısı olmayan yemek borusu, mide içeriği ile karşılaşınca tahriş olur. Temel yakınmalar olan göğüste yanma ve ağza acı-ekşi su gelme hissi ortaya çıkar. Ama az sayıda insan bu belirtiyle ilgili olarak tıbbi yardım arama ihtiyacı duyar. Hamilelikte reflü gelişimini tetikleyecek bir çok neden vardır. Reflü, hamilelerin neredeyse tamamında görülür. Hamilelik sonlandıktan sonra semptomlar gerilediğinden nadiren yemek  borusu mukozasına zarar verecek düzeye erişir. Reflü birçok nedene bağlı, ama ana neden, yemek borusuyla mide arasındaki kapakçık basıncının azalmasıdır.

Nasıl oluşur?
Kadın üreme hormonları olan progesteron ve östrojen,yemek borusunun ucundaki kapakçığın basıncını düşürücü etkiye sahiptir. Hamilelikte reflü görülme nedeni özellikle hamilelik sırasında artan progesteron hormonudur. Hamilelik ilerledikçe karın içi basıncın artması ve bunun mide üzerinde oluşturduğu baskı da yakınmaları artırır. Hamilelerin çoğu yakınmalarını ilk veya ikinci üç ayda yaşar. Son üç ayında olan hamilelerin %80’inde bu sorun görülür. Özellikle hamilelikte çok sıkıntı yaratsa da reflü, tedavisi olmayan bir hastalık değildir.

Tedavisi
Hamilelikte reflü probleminin tedavi yöntemi temelde hayat sitili değişiklikleri ve antiasit olur. Bu antiasitlerin bebeğe bir zararı olmaz. Midenin asit ortamını nötralize eden antiasit ilaçlar ve mide üzerinde ve mide üzerinde bir bariyer oluşturan antiasit kombinasyonu ürünler desemptomların giderilmesinde çok faydalı ve güvenlidir.Hamilelik sırasında ortaya çıkan reflü, genel olarak hafif seyreder ve doğum sonrası yakınmalar kaybolur.

Anne adayına öneriler
Hamilelikte reflü problemi olan anne adaylarının az ve sık yemek yemesi, diyette yağ içeriğini azaltması, baharatlı yiyeceklerin yenmemesi, sigarayı bırakması faydalı olur. Bol sıvı alımının öğün aralarında tüketilmesine özen gösterilmesi gerekir. Böylelikle mide içi basınç çok artmayıp kapakçığa daha az basınç yüklenmiş olur. Çikolata, asitli içecekler, dometesli ürünler reflüyü tetikleyebilir.

Bebeğinizi sağlıklı uyutun

Bebeğinizi sağlıklı uyutunProf. Dr.Şükrü Küçüködük bebeğinizin ölüm riskine karşı sırtüstü yatırılarak uyutulması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Şükrü Küçüködük, bebeğinizin uyku ortamının nasıl olması, ne kadar uyuması ve uyku problemlerinin nasıl çözümlenmesi gerektiği konularında bilgi verdi.

Bebeklerin 3 aylık olana kadar tekerlekli bebek arabasına takılabilen, gerektiğinde evden dışarıya çıkıldığında kenarlarında tutacakları olan taşınır bebek yatağında ya da beşikte uyuyabileceğini belirten Küçüködük, “Üçüncü aydan 3 yaşına kadar kullanılan bebek karyolalarında koruma çubuklarının aralıkları kol ya da bacakların sıkışmaması için 2.5 santimden dar, bacakların da dışarı sarkmaması için 6 santimden geniş olmamalıdır.

Yatak altlığıyla korkulukların tepesi arasında en az 60 santim yükseklik bulunmalıdır. Bebeğin yatağı karyolaya tam oturmalı, bebeğin kolunu, bacağını ya da başını sıkıştırabilecek kadar boşluklar olmamalıdır” dedi.

Bebeğin yatağının pamuklu kumaşla kaplanması ve çok yumuşak olmaması gerektiğine dikkat çeken Küçüködük, yüzüstü dönmesi durumunda havasız kalmasını önleyecek hava delikleri bulunmasının da önemine işaret etti.

Bebekler sırt üstü yatırılarak uyutulmalı
Yatak takımlarında sentetikten kaçınılması, yeni doğan bebekler için onu sıcaktan bunaltmayacak pamuklu örtüler ve ince battaniyeler kullanılması, bir yaşından sonra ise hafif ve sıcak tutan bir yorgan seçilmesi gerektiğine değinen Küçüködük,

Boğulma tehlikesine karşı bebekler en azından 2 yaşına gelene kadar yastık kullanılmamalıdır. Ani bebek ölümlerine karşı bebekler sırtüstü yatırılarak uyutulmalıdır" diye konuştu.

Bebeği huzursuz edebileceği için aşırı sarıp sarmalanmaması, oda ısısının ılık olmasının (18-20 santigrat derece) önemini anlatan Küçüködük, imkan varsa bebek odasına gece lambası ve oturulan odadan bebeğin rahatça kontrol edilebileceği bebek alarmı takılmasının gerekliliğini dile getirdi.

İlk günlerde gece-gündüz kavramı gelişmediği için bebeklerin gelişigüzel saatlerde uyuduğunu, aylar geçtikçe uyku saatlerinin geceye kayacağını kaydeden Küçüködük,

Annelerin doktorlara en çok sorduğu sorulardan biri bebeğin ne kadar uyuması gerektiği konusudur. Çocuk doyurulduğu, gazı çıkarıldığı, sessiz ve ısısı ayarlanmış bir ortamda yatırıldığı sürece ihtiyacı olacak uyku süresi kadar uyur. Çocuk büyüdükçe uyku ihtiyacı da azalır.

6 aylık bir bebekte günlük uyku süresi toplam 15 saat, 1 yaşında ise 14 saat kadardır. Her çocuğun kendine göre bir uyku düzeni vardır. Gündüz uyku alışkanlıklarının 2 saati geçmemesine dikkat etmek gerekir. Bebeğin uykusu bu süreyi aştığında gerekirse dikkatlice uykudan uyandırılmalıdır" şeklinde konuştu.

Anne çocuğunu koynuna almamalı"
Bazı çocukların gece yarısı uykudan ağlayarak uyanıp annelerinin yatağına gittiğini kaydeden Küçüködük, bu durumda annenin çocuğu koynuna almaması gerektiğini belirtti. Küçüködük, şunları söyledi:

Anne çocuğu koynuna almak yerine, onu tekrar yatağına yatırıp, yanında oturarak sırtını sıvazlayıp onu okşaması, sakinleşmesini sağlamaya çalışması daha doğru bir hareket olacaktır. Bu uygulama çocuğun her seferinde annesinin yatağına gitme alışkanlığını kazanmasını da engeller.

Hamileyken bebeğinizin zekasını geliştirin

Hamileyken bebeğinizin zekasını geliştirinİnsan zekasını büyük oranda belirleyen genetik mirasıdır. Amak bunu dışında zeka gelişimi etkileyen çok sayıda dış etmen olmaktadır.

Kalıtımla birlikte gelen genetik unsurların yanı sıra; hamilelik döneminde bebeğe müzik dinletmek, yeteri kadar kilo almak, düzenli beslenmek ve spor yapmak gibi bebeğinizin gelişimini de etkileyen bir çok unsur vardır. Bunları sıralayacak olursak;

Beslenmenize dikkat ediniz.

Hamilelik sürecinde beslenme zekâ gelişimindeki en önemli unsurdur. Özellikle sinirsel gelişimde önemli bir rol oynadığından annelerin düzenli ve çeşitli yiyecek gruplarından beslenmeleri gerekmektedir.

Çok fazla kilo almayın

Alınan kilo miktarı bebeğin ağırlığını, dolayısıyla da beynin büyüklüğünü ve zekâsını etkilediğinden, vücut ağırlığınızın %20’si kadar kilo alınmanız yeterli olacaktır.

Düzenli spor yapın

Gebelik sırasında düzenli egzersiz yaparak vücuttaki oksijen akışı hızlandırılmalıdır. Bu sayede bebeğinize giden oksijen miktarını artırabileceksiniz.

Tiroid beziniz yeterli çalıştığını kontrol edin

Annenin tiroid bezi hormonları bebeğinizin beyin gelişimi üzerinde direkt etkilidir. Bu nedenle gebelik öncesi ve gebeliğinizde tiroid bezi hormonlarınızı kontrol ettiriniz.

Tuzunuzu seçin

İyotlu tuz kullanın.

Omega-3 Kullanın

Gebeliğin son üç ayı ve emzirme döneminizde omega-3 kullanın.

Dişlerinizi kontrolden geçirin

Hamilelik döneminde diş rahatsızlığı geçiren anneler prematüre ya da düşük kilolu bebek dünyaya getirme riski taşıdıklarından ve prematüre doğan bebeklerde öğrenme ve gelişim safhalarında güçlük çektiğinden arada bir diş hekimine gidilmelidir.

Demir ilacı alın

Demir alımı bebeğin entelektüel potansiyelini artırdığından ve hamilelik döneminde yeterli demir alımı asla gıdalarla sağlanamadığından her gün demir içeren tabletlerden içilmesi gerekmektedir.

Rahat ve huzurlu olmaya çalışın

Bebeğin algıları henüz doğmadan önce başar ve dolayısıyla kendini iyi hisseden bir annenin karnındaki bebekte mutlu olur.

En az 6 ay bebeğinizi emzirin

Anne sütünün içeriği sabit değildir ve bebeğin yaşına en uygun olan özellikleri içerir. Prematüre bebeğin annesinin sütü prematüre bebeğe, 1 aylık bebeğin anne sütü 1 aylık bebeğe, 3 aylık bebeğin anne sütü 3 aylık bebeğe uygundur.
Dolayısıyla, bebekliğinde emzirilen çocukların zekâ seviyeleri hazır mamayla beslenenlere göre daha fazladır.

Bebeğiniz ile her fırsatta iletişim kurun

Bebeğiniz ile olan iletişiminiz anne karnında başlamaktadır. Doğduktan sonra ise bu durum en üst seviyeye çıkmaktadır. Bu nedenle mümkün olan her fırsatta bebeğiniz ile düzgün bir dille konuşun, ona dokunu ve sevginizi gösterin, hissettirin. Yaklaşık 4. aydan sonrada ona bir birey gibi davranmaya başlayın.

Müzik dinletin

Bebeğinizi anne karnında ve doğum sonrasında size göre doğru olan bir müzik türünü dinletiniz. Bu şekilde bebeklerin daha hızlı geliştikleri bilinmektedir.

Hamileyken bebeğinizin zekasını gelişsin

İnsan zekasını büyük oranda belirleyen genetik mirasıdır. Amak bunu dışında zeka gelişimi etkileyen çok sayıda dış etmen olmaktadır.

Kalıtımla birlikte gelen genetik unsurların yanı sıra; hamilelik döneminde bebeğe müzik dinletmek, yeteri kadar kilo almak, düzenli beslenmek ve spor yapmak gibi bebeğinizin gelişimini de etkileyen bir çok unsur vardır. Bunları sıralayacak olursak;

Beslenmenize dikkat ediniz.

Hamilelik sürecinde beslenme zekâ gelişimindeki en önemli unsurdur. Özellikle sinirsel gelişimde önemli bir rol oynadığından annelerin düzenli ve çeşitli yiyecek gruplarından beslenmeleri gerekmektedir.

Çok fazla kilo almayın

Alınan kilo miktarı bebeğin ağırlığını, dolayısıyla da beynin büyüklüğünü ve zekâsını etkilediğinden, vücut ağırlığınızın %20’si kadar kilo alınmanız yeterli olacaktır.

Düzenli spor yapın

Gebelik sırasında düzenli egzersiz yaparak vücuttaki oksijen akışı hızlandırılmalıdır. Bu sayede bebeğinize giden oksijen miktarını artırabileceksiniz.

Tiroid beziniz yeterli çalıştığını kontrol edin

Annenin tiroid bezi hormonları bebeğinizin beyin gelişimi üzerinde direkt etkilidir. Bu nedenle gebelik öncesi ve gebeliğinizde tiroid bezi hormonlarınızı kontrol ettiriniz.

Tuzunuzu seçin

İyotlu tuz kullanın.

Omega-3 Kullanın

Gebeliğin son üç ayı ve emzirme döneminizde omega-3 kullanın.

Dişlerinizi kontrolden geçirin

Hamilelik döneminde diş rahatsızlığı geçiren anneler prematüre ya da düşük kilolu bebek dünyaya getirme riski taşıdıklarından ve prematüre doğan bebeklerde öğrenme ve gelişim safhalarında güçlük çektiğinden arada bir diş hekimine gidilmelidir.

Demir ilacı alın

Demir alımı bebeğin entelektüel potansiyelini artırdığından ve hamilelik döneminde yeterli demir alımı asla gıdalarla sağlanamadığından her gün demir içeren tabletlerden içilmesi gerekmektedir.

Rahat ve huzurlu olmaya çalışın

Bebeğin algıları henüz doğmadan önce başar ve dolayısıyla kendini iyi hisseden bir annenin karnındaki bebekte mutlu olur.

En az 6 ay bebeğinizi emzirin

Anne sütünün içeriği sabit değildir ve bebeğin yaşına en uygun olan özellikleri içerir. Prematüre bebeğin annesinin sütü prematüre bebeğe, 1 aylık bebeğin anne sütü 1 aylık bebeğe, 3 aylık bebeğin anne sütü 3 aylık bebeğe uygundur.
Dolayısıyla, bebekliğinde emzirilen çocukların zekâ seviyeleri hazır mamayla beslenenlere göre daha fazladır.

Bebeğiniz ile her fırsatta iletişim kurun

Bebeğiniz ile olan iletişiminiz anne karnında başlamaktadır. Doğduktan sonra ise bu durum en üst seviyeye çıkmaktadır. Bu nedenle mümkün olan her fırsatta bebeğiniz ile düzgün bir dille konuşun, ona dokunu ve sevginizi gösterin, hissettirin. Yaklaşık 4. aydan sonrada ona bir birey gibi davranmaya başlayın.

Müzik dinletin

Bebeğinizi anne karnında ve doğum sonrasında size göre doğru olan bir müzik türünü dinletiniz. Bu şekilde bebeklerin daha hızlı geliştikleri bilinmektedir.

İdeal kilonuzla hamile kalmayı deneyiniz

İdeal kilonuzla hamile kalmayı deneyinizHamile kalmaya karar vermeden önce, anne adaylarının ideal kilolarında olmaları çok önemlidir.

Pek çok kadın “Hamile kaldığımda çok kilo alacak mıyım, daha sonra bu kiloları verebilecek miyim?” sorusunu kendilerine sorarlar. Ancak hamile kaldıklarında ideal kilolarında olup olmadıklarını pek önemsemezler. Aslında anne adayının da doğacak bebeğin de sağlığı açısından önemli unsurlardan biridir, anne adayının ideal kilosunda olmasıdır.

Hamileliğe İdeal Kilonuzla Başlayın, Hem Bebeğiniz Hem Siz Daha Sağlıklı Olun

Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Asena Ayar hamileliğe kilolu ya da normal kilosunun altında başlayan anne adayları ve hamilelik döneminde normalin üzerinde kilo alan annelere bazı önerilerde bulunuyor.

Fazla Kilo, Çocuk Sahibi Olmayı Olumsuz Etkiliyor
Fazla kilo ile yumurtlama problemleri, kıllanma ve insülin resistansı arasında yakın bir ilişki olduğu ve bunların çocuk sahibi olmayı olumsuz etkilediği ispatlanmıştır. Öyle ki, kadında adet düzensizliği ya da yumurtlama problemleri var ise, sadece kilo vererek ve egzersiz yaparak, adetler düzenlenebilir, kiloya bağlı kan metabolizması değişiklikleri geriye döndürülebilir.

Hamilelik Öncesi Fazla Kilolarınızdan Kurtulun

Fazla kilolu olarak hamile kalırsanız;

– Hamileliğiniz sırasında kronik hipertansiyona yakalanma oranınız yükselir.

– Preeklampsiye (hamilelik zehirlenmesi) yakalanabilirsiniz.

– Hamilelik şekeri riskiniz artabilir.

– Kilolu bebek doğurabilirsiniz.

– Ölü doğum gerçekleştirebilirsiniz.

– Yüksek olasılıkla sezaryenle doğum yapmanız gerekir.

– Doğum sonrası kanamalarınız, alt karın, idrar yolu, yara yeri enfeksiyonlarınızın olma olasılığı fazladır.

– Bebeğinizde beyin-omur-omurilik bozuklukları, karın duvarı, kalp anormallikleri ve birçok başka anormalliklerin görülme olasılıkları artabilir.

Bu sebeple fazla kilolu anne adaylarına, hamilelik öncesinde anne adaylarının yağdan fakir, liftten zengin diyet uygulayarak ve egzersiz yaparak kilo vermesi önerilir. Bu diyeti yaparken anne adayının doktorundan ya da bir beslenme-diyet uzmanından bilgi alması çok önemlidir. Çünkü bilinçsizce yapılan diyetler gebe kalma şansınızı azaltabilir.

Çok Zayıf Anne Adayları da Dikkatli Olmalı

Hamilelik döneminde kilo artışına dikkat edilmesi gerektiği gibi, hamilelikten önce de anne adayının ideal kilosunda olması oldukça önemli. Ancak sadece fazla kilolu anne adayları değil, normalin altında kiloda olan anne adayları da dikkatli olmalı. “Aşırı zayıflık da hamilelik şansını tehlikeye atıyor” bunu unutmayın! Ayrıca zayıf kadınlarda, yetersiz beslenmeye bağlı olarak vitamin ve mineral eksiklikleri sıklıkla görülür. Bu sebeple, hamile kalmaya karar vermeden 3 ay ile 1 yıl önce uygun bir beslenme programı ile ideal kilonuza ulaşın. Anne adaylarına önerimiz vücut kitle indeksleri 18,5–24,9 kg/m2 arası, yani normal kilolu olarak hamileliğe başlamalarıdır.

Hamilelik Döneminde İki Kişilik Yemek YEME!

Hamilelik öncesinde anne adayının ideal kilosunda olması kadar hamilelik sırasında da kontrollü yemek yemesi ve beslenmesine dikkat etmesi de çok önemlidir. Hamilelik sırasında çok ve tek taraflı beslenmekten uzak durup temel besin gruplarından gün içerisinde yeterli ve dengeli almak gerekiyor. Üstelik sanılanın aksine ‘iki kişilik’ yemek de gerekmiyor. Hamilelik sürecinde fazla kilo almayı engellemek için yapılması gereken ilk şey; hangi besinlerden ne kadar tüketeceğinizi öğrenmek.

Hamilelik döneminde önerilen; tüm temel besin maddelerinden yeterli ve düzenli olarak alarak ideal beslenme şeklini oluşturmaktır.. Proteinler, yağlar, karbonhidratlar, vitaminler ve mineraller olarak tanımlanan temel gıdalardan dengeli bir şekilde almak hamilelik sürecinden önemlidir. Besin değeri düşük gıdaları fazlaca tüketmek, gereksiz kilo almaktan başka bir işe yaramaz.  Uygun beslenme planı için doktorunuzun ya da bu konuda uzman bir diyetisyenin önerilerinden yararlanmanızda fayda var.

Hamilelik döneminde kişiden kişiye değişse de normal kilo alımı oranı 10 – 12 kilo arasında değişir. Ancak bu, anne adayının hamilelik öncesi kilosu ve boyu, yaşı, daha önce sahip olunan bebek sayısı, iştahı, metabolik bir hastalığının (diyabet vs.) olup olmadığı, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, günlük fiziksel aktivitesine göre değişebilir.

“Zayıf Hamilelik” Modasını da Takip Etmemeli

Hamilelik döneminde bilinçsizce besin değeri düşük gıdaları, aşırı şekilde tüketerek fazla kilo almak kadar, formunu kaybetmemk için az beslenmek de zararlıdır. Son yıllarda giderek yayılan zayıflama trendi, anne adaylarını da etkisi altına almaya başladı. Hamilelik sürecinde fazla kilolardan korkan anne adayları, formlarını kaybetmemek için bilinçsiz diyetler yaparak zaman zaman bebeklerinin hayatlarını tehlikeye sokabiliyor. Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel yönden iyi gelişmesinin anne adayını sağlığı ve beslenmesiyle doğru orantılı olduğu unutulmamalıdır.

İdeal Kilo İle Hamile Kalmayı Deneyin

Hamile kalmaya karar vermeden önce, anne adaylarının ideal kilolarında olmaları çok önemlidir.

Pek çok kadın “Hamile kaldığımda çok kilo alacak mıyım, daha sonra bu kiloları verebilecek miyim?” sorusunu kendilerine sorarlar. Ancak hamile kaldıklarında ideal kilolarında olup olmadıklarını pek önemsemezler. Aslında anne adayının da doğacak bebeğin de sağlığı açısından önemli unsurlardan biridir, anne adayının ideal kilosunda olmasıdır.

Hamileliğe İdeal Kilonuzla Başlayın, Hem Bebeğiniz Hem Siz Daha Sağlıklı Olun

Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Asena Ayar hamileliğe kilolu ya da normal kilosunun altında başlayan anne adayları ve hamilelik döneminde normalin üzerinde kilo alan annelere bazı önerilerde bulunuyor.

Fazla Kilo, Çocuk Sahibi Olmayı Olumsuz Etkiliyor
Fazla kilo ile yumurtlama problemleri, kıllanma ve insülin resistansı arasında yakın bir ilişki olduğu ve bunların çocuk sahibi olmayı olumsuz etkilediği ispatlanmıştır. Öyle ki, kadında adet düzensizliği ya da yumurtlama problemleri var ise, sadece kilo vererek ve egzersiz yaparak, adetler düzenlenebilir, kiloya bağlı kan metabolizması değişiklikleri geriye döndürülebilir.

Hamilelik Öncesi Fazla Kilolarınızdan Kurtulun

Fazla kilolu olarak hamile kalırsanız;

– Hamileliğiniz sırasında kronik hipertansiyona yakalanma oranınız yükselir.

– Preeklampsiye (hamilelik zehirlenmesi) yakalanabilirsiniz.

– Hamilelik şekeri riskiniz artabilir.

– Kilolu bebek doğurabilirsiniz.

– Ölü doğum gerçekleştirebilirsiniz.

– Yüksek olasılıkla sezaryenle doğum yapmanız gerekir.

– Doğum sonrası kanamalarınız, alt karın, idrar yolu, yara yeri enfeksiyonlarınızın olma olasılığı fazladır.

– Bebeğinizde beyin-omur-omurilik bozuklukları, karın duvarı, kalp anormallikleri ve birçok başka anormalliklerin görülme olasılıkları artabilir.

Bu sebeple fazla kilolu anne adaylarına, hamilelik öncesinde anne adaylarının yağdan fakir, liftten zengin diyet uygulayarak ve egzersiz yaparak kilo vermesi önerilir. Bu diyeti yaparken anne adayının doktorundan ya da bir beslenme-diyet uzmanından bilgi alması çok önemlidir. Çünkü bilinçsizce yapılan diyetler gebe kalma şansınızı azaltabilir.

Çok Zayıf Anne Adayları da Dikkatli Olmalı

Hamilelik döneminde kilo artışına dikkat edilmesi gerektiği gibi, hamilelikten önce de anne adayının ideal kilosunda olması oldukça önemli. Ancak sadece fazla kilolu anne adayları değil, normalin altında kiloda olan anne adayları da dikkatli olmalı. “Aşırı zayıflık da hamilelik şansını tehlikeye atıyor” bunu unutmayın! Ayrıca zayıf kadınlarda, yetersiz beslenmeye bağlı olarak vitamin ve mineral eksiklikleri sıklıkla görülür. Bu sebeple, hamile kalmaya karar vermeden 3 ay ile 1 yıl önce uygun bir beslenme programı ile ideal kilonuza ulaşın. Anne adaylarına önerimiz vücut kitle indeksleri 18,5–24,9 kg/m2 arası, yani normal kilolu olarak hamileliğe başlamalarıdır.

Hamilelik Döneminde İki Kişilik Yemek YEME!

Hamilelik öncesinde anne adayının ideal kilosunda olması kadar hamilelik sırasında da kontrollü yemek yemesi ve beslenmesine dikkat etmesi de çok önemlidir. Hamilelik sırasında çok ve tek taraflı beslenmekten uzak durup temel besin gruplarından gün içerisinde yeterli ve dengeli almak gerekiyor. Üstelik sanılanın aksine ‘iki kişilik’ yemek de gerekmiyor. Hamilelik sürecinde fazla kilo almayı engellemek için yapılması gereken ilk şey; hangi besinlerden ne kadar tüketeceğinizi öğrenmek.

Hamilelik döneminde önerilen; tüm temel besin maddelerinden yeterli ve düzenli olarak alarak ideal beslenme şeklini oluşturmaktır.. Proteinler, yağlar, karbonhidratlar, vitaminler ve mineraller olarak tanımlanan temel gıdalardan dengeli bir şekilde almak hamilelik sürecinden önemlidir. Besin değeri düşük gıdaları fazlaca tüketmek, gereksiz kilo almaktan başka bir işe yaramaz.  Uygun beslenme planı için doktorunuzun ya da bu konuda uzman bir diyetisyenin önerilerinden yararlanmanızda fayda var.

Hamilelik döneminde kişiden kişiye değişse de normal kilo alımı oranı 10 – 12 kilo arasında değişir. Ancak bu, anne adayının hamilelik öncesi kilosu ve boyu, yaşı, daha önce sahip olunan bebek sayısı, iştahı, metabolik bir hastalığının (diyabet vs.) olup olmadığı, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, günlük fiziksel aktivitesine göre değişebilir.

“Zayıf Hamilelik” Modasını da Takip Etmemeli

Hamilelik döneminde bilinçsizce besin değeri düşük gıdaları, aşırı şekilde tüketerek fazla kilo almak kadar, formunu kaybetmemk için az beslenmek de zararlıdır. Son yıllarda giderek yayılan zayıflama trendi, anne adaylarını da etkisi altına almaya başladı. Hamilelik sürecinde fazla kilolardan korkan anne adayları, formlarını kaybetmemek için bilinçsiz diyetler yaparak zaman zaman bebeklerinin hayatlarını tehlikeye sokabiliyor. Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel yönden iyi gelişmesinin anne adayını sağlığı ve beslenmesiyle doğru orantılı olduğu unutulmamalıdır.