2013 yılında nasıl beslenmeliyim?

Yılın son ayı olan Aralık ayında bütün bir yılı neler yaptım diye hayatımızı gözden geçirdiğimiz zamanlarda kendimize genellikle ‘2012 yılında neler yedim, nasıl beslendim? Kilom tartıda hangi ibrede? 2013 yılında nasıl beslenmeyi planlıyorum?’ gibi sorular sorarız.

Ünlülerin Diyestisyeni Nil Şahin Gürhan’dan Noel Hediyesi Tadında Yılbaşı Tüyoları ile Aralık ayında beslenmemizde ne tür ayarlamalar yapmamız gerektiği konusunda ufak tüyolar verdi.

•Bol su içmeye devam. Günde minimum 1,5 litre su temel ihtiyacımızdır.

•Belirli bir ölçüde kafein almak yararlı olur. Çay kahve gibi içecekleri günde 2-3 fincan içmek yerinde bir davranış olur. Çay ve kahvedeki kafein yoğun iş temposunda yorgunluğu geciktirip, performansımızı arttırdığı gibi kilo vermek isteyenler için de yağların mobilizasyonuna yardımcı olur. Böylece istemediğimiz depo yağların vücutta kullanılacak aktif şekle dönüşmesinde destek sağlar.

•Her gün toplam 30 dakika nabzımızı yükseltmeden orta tempoda yürümek metabolizmamızda birçok dengenin oluşmasına yardımcıdır.

•Kolin alımını arttırın. Kolin yorgunluğu geciktiren, fiziksel ve mental performansı geliştiren, vücut yağını azaltan bir besin elementidir. Kolinin en iyi kaynağı yumurta, et ve yerfıstığıdır. Aralık ayı boyunca her sabah 1 yumurta yemeniz 2013’e daha canlı ve daha zayıf girmeniz için destekçiniz olacaktır. Öğleden sonra sağlıklı bir atıştırmalık olarak küçük bir avuç yer fıstığı yemeniz ise aynı zamanda günü daha enerjik yaşamanıza yardımcı olur.

•Sitrat alımına dikkat edin. Sitrat gün içinde yorgunluğu geciktirerek performansınızı arttırır. Salatalarınıza, çorbalarınıza ve yemeklerinize taze limon suyu ilave etmek sitrat alımını önemli ölçüde arttırır. Bununla birlikte taze meyve suyu almak da sitrat alımını için önemli bir kaynaktır.

•Kalsiyum alımı her zaman yeterli olmalı. Her gün 2 su bardağı süt veya yoğurt olarak kalsiyum grubu besinlerden almaya devam edin.

•Tarçın kan şekerini dengelemenize yardımcı olacağı için çabuk acıkmanızı engeller. Sütünüze tarçın ilave ederseniz, elmanızı doğrayıp tarçın ile süsleyerek yerseniz; hem farklı bir lezzet elde etmiş hem de fazla kalori alımını engellemiş olursunuz.

•Omega- 3 almalısınız. Yeşil yapraklı sebzeler, balık, zeytinyağı ve ceviz omega- 3 ün en güçlü, en zengin kaynaklarıdır. Her gün yeşil yapraklı sebzelerden zengin, zeytinyağı ilaveli salata yemelisiniz. Günde 2-3 adet tam ceviz sağlıklı bir atıştırma olur. Haftada 2-3 gün balık tüketmek değişmez alışkanlığınız olmalı.

Zayıflamaya yardımcı kalsiyum

Son zamanlarda kalsiyum ile ilgili yapılan araştırmalarda, kalsiyumun zayıflamaya yardımcı olduğu ile ilgili kanıtlar var.

Yüksek kalsiyum içerikli düşük kalorili diyetle, düşük kalsiyum içeren düşük kalorili diyet deneklere uygulandığında, yüksek kalsiyum grubunun daha fazla zayıfladığı görülüyor.
Vücudumuz için en önemli elementlerden biri kalsiyumdur. Kalsiyum kemiklerimizin ve dişlerimizin ana maddesidir. Vücuttaki kalsiyumun yüzde 99’u bu şekilde bulunur. Yüzde 1’i ise kanda ve yumuşak dokuda bulunur. Dolaşımdaki kalsiyumun başlıca görevi; kanın pıhtılaşmasını sağlamak, eklemleri ve kemikleri onarmak, kalp ritmini düzenlemek, sinir uyarılarının iletimini sağlamak, kasların kasılabilirliğini ayarlamak ve dokuların canlılığının sürdürülmesine katkıda bulunmaktır.
Vücut, kalsiyum dengesini, parathormon adını verdiğimiz bir hormon ile sağlar. Parathormon boynumuzun hemen önünde, tiroid bezlerimizin arkasında yer alan paratiroid bezlerinden salgılanır. Vücut kalsiyumu az ise, parathormon, kalsiyum seviyesini yükseltmek için harekete geçer. Kalsiyum metabolizmasında böbreklerin ve D vitaminin de önemi vardır. 
Bütün insanların, günlük kalsiyum ihtiyacını karşılamak için ortalama 1000 mg kalsiyum alması gereklidir. Bu ihtiyaç gebelik ve süt verme döneminde 1500- 2000 mg’a kadar çıkar. En zengin kalsiyum kaynağı süt, yoğurt, ayran, peynir, hamsi, sardalye, somon balığı, kuru baklagiller, badem, ceviz, brokoli ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzelerdir. Yeteri kadar kalsiyum almadığımızda, vücudumuz kan kalsiyum düzeyini ayarlamak için kemiklerimizden kalsiyum çalar. Bu da kemiklerimizin erimesine, dişlerimizin zayıflamasına, çürümesine ve diş eti hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olur. 
Kalsiyum eksikliği devam ettiğinde, kaslarımızda kasılma bozuklukları olur ve tekrarlayan kramplar ve kas ağrıları oluşur. Bununla birlikte tırnaklarımızda kırılmalar ve uyku bozuklukları da yaşam kalitemizi bozar. Yapılan bazı araştırmalarda, kalsiyumu uzun süre çok fazla almanın da böbrek taşı riskini artırabildiği görülmüştür. Bu nedenle, böbrek taşı riski olanların günde 1200 mg kalsiyumdan fazlasını almamaya özen göstermeleri doğru olacaktır.
Zayıflamaya yardımcı
Son zamanlarda kalsiyum ile ilgili yapılan araştırmalarda, kalsiyumun zayıflamaya yardımcı olduğu ile ilgili de kanıtlar var. Yapılan bir araştırmada, yüksek kalsiyum içerikli düşük kalorili diyetle, düşük kalsiyum içeren düşük kalorili diyet deneklere uygulandığında, yüksek kalsiyum grubunun daha fazla zayıfladığı gösterilmiş. Özellikle ağırlık kaybının daha çok yağ kitlesinden olması da önemli. 
Kalsiyumun bu şekilde zayıflamayı kolaylaştırıcı etkisinin vücudumuz tarafından sentezlenen kalsitiriol denen hormon düzeyini dengelemesi ve vücudumuzdaki yağların depolanmasının azaltması şeklinde açıklanmaktadır. Özellikle az yağlı süt ürünleri kullanımı ile bu etki artmaktadır. Çünkü sütün yağı azaltılırken kalsiyum oranı değişmemektedir. Dolayısı ile daha az kalori almak mümkün olmaktadır. 
Orta dereceli kalori kısıtlaması yapılan, az yağlı bir diyetin uygulandığı kişiye özel beslenme programında, günde 3 bardak süt tüketimi yeterli olmaktadır. Sütün içindeki kalsiyumun zayıflamayı artırıcı etkisi diğer süt ürünlerinden bir miktar fazladır. Ancak süt yerine yoğurt, ayran, peynir tüketildiğinde de yağ yakımı hızlanmakta, kişilerde daha fazla doygunluk hissi oluşmaktadır.

Kahvaltı yerine ekmek arası facebook

Gelişen teknoloji ile alışkanlıklarımızın ve hayat tarzımızın da değiştiği inkâr edilemez bir gerçek halini aldı. Giderek hızına yetişemediğimiz bir Dünya’ya doğru ilerliyor. Günümüzde teknolojideki hızlı gelişmeler ve sosyal medya ile insanlar arası etkileşim maksimuma ulaştı . 

Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber günümüzde beslenme alışkanlıklarımız ve davranışlarımız bu gelişmelerden nasibini nasıl alıyor sorusunu yanıtlıyor.

Yeni nesil yemek yapmayı Youtube’den öğreniyor
Rochester Teknoloji Enstitüsü’nün yaptığı yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre; internet ve akıllı telefon kullanımının üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ve yiyeceklerle olan ilişkileri üzerinde etkileri olduğu kanıtlanmış durumda. En önemli etkisinin, gençlerin yemeği yalnız ve bilgisayar başında yemeği tercih etmesi olarak belirlenmiş. Yine bu yaş grubu arasında beslenme ile ilgili bilgi, yiyeceklerin besin değeri ve yemek tarifleri konusunda en çok kullanılan araştırma aracının internet olduğu araştırma sonucunda saptandı.

Yine aynı konuda Hartman Grup’un yaptığı araştırma sonuçlarına göre; internet kullanıcılarının büyük bir kısmı yemek tercihi yaparken; yemek ile ilgili bloggerların ve yemek ile ilgili toplulukların sosyal medya yayınlarında yer alan bilgileri kullanmayı tercih ediyor. Bu araştırmanın sonuçlarına göre; yemek seçimlerinin çoğu öğünden 2 saat önce sosyal medyada takip edilen sayfalara göre yapılıyor, gençler yemek yapmayı annelerinden değil YouTube’den öğreniyor, ana öğünlerin ikisi bilgisayar başında tüketiliyor. Araştırmanın en ilginç sonucu; kişiler beslenme tarzlarına karar verirken %25 oranında blogger sitelerini kullanıyor, doktor ve diyetisyen sayfalarını tercih edenlerin oranı ise %18.

Kahvaltı yerine ekmek arası Facebook
Ottowa Toplum Sağlığı Merkezi tarafından; yaş ortalaması 15 olan 9000 çocuk üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre; sosyal medyada geçirilen toplam zamanla çocukların beslenme alışkanlıkları arasında çok ciddi bir bağlantı olduğu tespit edilmiş. Sosyal medya ve internet başında uzun zaman geçiren çocukların, daha kısa zaman geçirenlere oranla yetersiz ve dengesiz beslendiği belirlenmiştir.

Sağlımızı sosyal medyadan korumanın 6 taktiği

Bilgi kirliliğinden korunmak
Merak ettiğimiz sağlık konusunu internetten araştırdığımızda tek kaynak kullanmamak ve birçok yerden araştırarak, karar almak bilgi kirliliğinin sağlığımızı kirletmesine engel olmanın yollarından biri.

Günde 2 saatten fazla sosyal medya kullanmamak
Kişinin kendi hayatını sürekli başkaları ile kıyaslamasının depresyon ve özgüven kaybına neden olabileceği biliniyor. Bu nedenle psikologların önerisi günde 2 saatten fazla sosyal medyada zaman geçirmemek.

Bilgiye sağlık otoritelerinden ulaşmaya çalışmak
Öğrenmek istediğimiz konuyu öncelikle sağlık örgütleri, üniversitelerin ilgili bölümlerinin sayfaları veya uzman sayfalarından okumak bilimsel ve doğru bilgiye ulaşmamızı kolaylaştırır.

Yemek zamanında sadece yemek
Yemek yerken, başka faaliyetler ile uğraşmanın tokluk hissinin oluşmasında zorluk yarattığı biliniyor. Yıllardır verilen öneri, TV karşısında yemek yememekti. Günümüze uyarlanan versiyonu ise, yemek yerken sosyal medyadan uzak durmak ve sadece yemekle ilgilenmek.

Bilgisayar başındayken sağlıklı atıştırmalıklar seçmek
Çoğu kişi bilgisayar veya akıllı telefon başındayken bir şeyler atıştırmayı seviyor. Yağ ve şeker içeriği yüksek atıştırmalıklar yüksek kalori almanıza neden olarak şişmanlığa davetiye çıkarıyor. İnternette zaman geçirirken su, maden suyu, çiğ sebze ve taze meyveler en iyi atıştırmalıklar.

Sosyal medyayı egzersiz motivasyonu için kullanmak
Egzersiz motivasyonu düşük biriyseniz, yürüyüş ve koşu gruplarına üye olarak grup aktivitelerine katılabilir ve günlük egzersiz paylaşan sayfaları takip ederek hareketinizi arttırabilirsiniz.

Bu öneriler kışın kilo almayı önlüyor

Kış mevsiminde hemen hepimizin ortak sorunudur, kilo almak! Bunun önemli nedeniise metabolizma hızının düşmesi. Dolayısıyla kışın ideal kiloda kalmanın yolu öncelikle metabolizma hızını artırmaktan geçiyor!

Kış mevsiminde soğuyan havaların etkisiyle vücudumuz değişen ısıya uyum sağlamak için kendi ısısını korumaya çalışıyor. Bu nedenle harcadığı enerjiyi azaltmak için vücutmetabolizmahızını düşürüyor. Ancak düşen metabolizma hızıyla birlikte depolanan enerjiartıyor. Bu enerjinin çoğu, yine vücut ısımızın soğuyan havalara uyum sağlaması amacıyla maalesef yağ hücrelerinden oluyor. İşte kış aylarında belki de farkında olmadan aldığımız kiloların sebebi, enerji dengesini sağlayamamak. Bu noktada hemen hepimizin aklına şu soru takılıyor: Peki metabolizma hızımızı nasıl artırabiliriz?

Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş, kış mevsiminde metabolizmanızı hızlandırmanın püf noktalarını anlattı.

1.Uyandıktan 1 saat sonra kahvaltı edin
Hızlı bir metabolizma için düzenli beslenmek ilk kurallardan birini oluşturuyor. Uyandıktan sonra 1 saat içindekahvaltı ederek metabolizma hızınızı yüzde 30 oranında artırabilirsiniz. Kahvaltıda yağlı gıdalardan ve şekerli besinlerden uzak durmanız gerektiğini unutmayın. Kahvaltınızın dengeli ve doyurucu olması için protein (yumurta, peynir, süt), kaliteli karbonhidrat (tam tahıllı ürünleri, yulaf) mevsim yeşillikleri ve mevsim meyveleri içermesi gerekiyor.

2.Ara öğünleri asla atlamayın
Metabolizma hızının azalmasının en büyük sebeplerinden biri de, düzensiz beslenme alışkanlığı. Özellikle ana öğünleri (kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği) düzenli olarak tüketmek, besinlerin vücutta yağ olarak depolanmasının önüne geçiyor. İki ana öğünün arasında 4-5 saat gibi zaman dilimi olmasına da özen gösterin.

3.Günde 10 bardak su için
Havaların soğumasıyla birlikte unutmaya başladığınız su ihtiyacınızı yeniden hatırlayın. Vücudunuzun yüzde 70’ni oluşturan suyu günde 10 bardak içmeniz metabolizma hızınızı arttırarak, aldığınız enerjinin vücutta yağ olarak depolanmasını engelleyecektir.

4.1 fincan tarçınlı, limonlu zencefil çayı
Zencefil ve tarçın vücut sıcaklığını yükselterek metabolizma hızını arttırıyor. Bunların yanına bir de C vitamininden zengin olan limonu eklediğinizde hem metabolizmanızı hızlandırmış hem de bağışıklık sisteminizi güçlendirmiş olacaksınız. 1 büyük bardak kaynamış suya 1 dilim taze zencefil, 1 tane çubuk tarçın, 2 dilim limon ilave edip,karışımı10 dakika kadar demlenmeye bırakarak çayınızı hazırlayabilirsiniz. Çayınızı tatlandırmak isterseniz 1 çay kaşığı kadar üzüm pekmezi ilave edebilirsiniz.

5.Şekerli gıdalar ve hamur işlerine ambargo koyun
Yaşadığınız açlık krizlerinde belki de ilk aklınıza gelen şekerli gıdalar ve hamur işleri oluyor. “Ancak unutmayın ki karbonhidrat içerikleri ve kalori yükleri yüksek olan bu besinlerin tamamına yakını vücudunuzda yağ olarak depolanıyor.” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş, aralarda yaşadığınız açlıklarda bu besinler yerine mevsim meyvelerinden 1 porsiyon (1 orta boy elma veya portakal veya 1 tane kivi vb.) seçmenizin kilo kontrolünü sağlamayı kolaylaştıracağını belirtiyor.

6.Yeşil yapraklı sebzelersofraya
Değişen hava koşullarına uyum sağlamak için vücut direncinizi arttırmanız gerekiyor. C vitamini vücut direncinizin artmasında ve güçlü bir bağışıklık sistemiyle vücut ısınızın korunmasında en önemli vitaminlerden biri. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş, bunun için de C vitamininden zengin olan, ıspanak,pazı, brokoli ve karnabahargibiyeşil yapraklı sebze yemeklerini hafta da en az 3-4 kere tüketmenizi öneriyor. Yeşil yapraklı sebzelerin yanında C vitamininden zengin olan turunçgillerin tüketimi de bağışıklık sistemini destekliyor. Her gün 1 adet portakal veya greyfurt yemek de vücut direncinizi arttırmanın bir diğer yolunu oluşturuyor.

7.Badem yemekten korkmayın
Riboflavin, magnezyum, bakır ve yağ asidinden zengin olan bademin sindirilmesi için vücudun daha fazla enerji harcaması gerekiyor. Bunun sonucunda metabolizma hızınız artıyor. Badem ayrıca midede kalış süresi de uzun olması nedeniyle kendinizi daha uzun süre tok hissetmenizi sağlıyor. Tüm bu özelliklerini düşündüğümüzde günlük 8-10 tane kadar çiğ badem metabolizma hızlandırıcı ve tok tutucu bir ara öğün olacaktır.

8.Günde 1 fincan yeşilçay
Yeşilçayıniçerisinde bulunan kafein ve ‘epiogallocatechin-3-gallat’ adındaki bileşen sinir sistemi ile beyni etkileyerek kalp atış hızını ve metabolizmayı hızlandırıyor. İçerisindeki polinefol bileşenleri de iştahın baskılanmasına yardımcı oluyor. ”Ancak yeşil çayın bu etkileri için onu doğru demlemekgerekiyor.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş şu öneride bulunuyor:“Yeşilçayı kesinlikle kaynatmayın. Bir kupa kaynamış suyu ocaktan aldıktan sonra içine 1 çay kaşığı kadar yeşil çay ilave edip 3-4 dakika kadar demleyin, ardından süzün. Sonrasında çayınızı isterseniz soğuk isterseniz sıcak olarak içebilirsiniz.”

9.Tadına bakmadan tuz ilave etmeyin
Tuzda bulunan sodyumun fazla alımı vücudunuzun su tutmasına, bunun sonucunda da ödem yapmasına neden oluyor. Sonuç; kendinizi, özellikle sabahları uyandığınızda şişkin ve kilolu hissetmek. Günlük tuz tüketiminizi 5 gram ( 1 çay kaşığı) ile sınırlandırmaya özen gösterin.

10.Fiziksel aktivitelerinize devam
Havaların soğuması spora ara vermeniz için bir neden olmasın. Eğer herhangi bir spor dalıyla ilgilenmiyorsanız günlük 30-40 dakikalık yürüyüşler yaparak harcadığınız enerjiyi arttırabilirsiniz. Böylelikle yavaşlayan metabolizma hızınızın da dengesini sağlamış olursunuz.

‘Su İçsem Yarıyor’ Diyorsanız…

“Su içsem bile yarıyor. Ne yaparsam yapayım fazla kilolarımdan kurtulamıyorum!” diyenlerdenseniz metabolizmanızı hızlandırmalı ve diyet tuzaklarına dikkat etmelisiniz…

Yavaş çalışan bir metabolizmanız varsa, egzersiz çok önemlidir. Kas dokusundaki artış ve yağ dokusundaki azalışla birlikte metabolizma hızı artar ve yediklerinizi daha hızlı yakmaya başlarsınız.

Ayrıca, metabolizma hızınız normal olsa da, kilo vermek için çabalarken bazı şeyleri yanlış yapıyor olabilirsiniz. Diyet tuzaklarını tanımak için Uzman Diyetisyen Dilara Koçak’ın önerilerine dikkat!

Bazal Metabolizma Hızı Nedir?

Bazal metabolizma hızı (BMH) 24 saat boyunca hiç hareket etmeden hayati fonksiyonların devamı için harcanan enerjidir. BMH kadınlar için ortalama 1.000 – 1.400 kalori; erkekler içinse 1.200 – 1.600 kalori diye düşünülebilir. Kilo vermek için kadınlar 1.000 – 1.200 kalori, erkekler 1.200 – 1.600 kalori alabilir. Kiloyu muhafaza etmek için kadınların günlük ortalama 2.000 kalori erkeklerin ise ortalama 2.500 kalori alması tavsiye edilir.
Ancak tabii ki, tüm bunlar ortalama değerlerdir. Bazal metabolizmanızın hızını ölçmek için bir uzmandan yardım almanız en doğrusudur. Eğer düşük kalorili beslenmenize rağmen kilo kaybedemiyorsanız, bazal metabolizma hızınız ortalama değerlerden düşük olabilir.

Kas Dokusunu Artırarak Metabolizmayı Hızlandırabilirsiniz

Uzman Diyetisyen Dilara Koçak, metabolizma hızını artırabilmeniz için şu önerilerde bulunuyor:
“Vücudumuzun yaşamak için kullandığı enerji (kalori) miktarı olan metabolizma hızı, kişiler arasında oldukça değişkenlik gösterir. Bu da onların kilo alıp vermelerini etkiler. Bazı kadınlar günde 1.600 kaloriyle hızla kilo verirken, günde 800 kalori almalarına rağmen yavaş kilo veren insanlar da nadir olmakla birlikte vardır. Bu insanlar enerjiyi depolayarak ve kilo aldırarak daha idareli çalışan bir metabolizmaya sahiptirler. Eğer bu şekilde yavaş çalışan bir metabolizmanız varsa, egzersiz çok önemlidir.
Kas dokusundaki artış ve yağ dokusundaki azalışla birlikte metabolizma hızı artar ve yediklerinizi daha hızlı yakmaya başlarsınız. Üstelik düzenli egzersize bağlı olarak vücut enerjisi artar, yorgunluk hissi minimuma düşer.“

Dirençli Kilolarda Moralinizi Bozmayın

Eğer diyet yapıyorsanız ve bir belirli bir noktada kilo vermeniz duruyorsa hemen moralinizi bozmayın. Daha önce kilo alıp veridiyseniz bedeniniz önceki kilolarınıza sadakat gösterme eğiliminde olur. Uzun süre kaldığınız bir kilo, diyetin tam orta dönemine denk gelip kilo verme hızınızı oldukça yavaşlatabilir. Böyle bir durumda sabırlı olmak ve hareketi arttırarak negatif enerji dengesine yardımcı olmak en doğru yoldur. Kendinizi aç bırakmak kesinlikle çözüm değildir. Üstelik siz aç kaldıkça metabolik hızınız yavaşlar ve daha sonra kilo alma riski doğar. Bunun yerine öğün sıklığını arttırmak, diyetin karbonhidrat miktarını azaltıp yağsız proteini arttırmak denenebilir. Ancak, bunu yaparken de yeterli miktarda karbonhidrat almayı ihmal etmemelisiniz, çünkü beyin dokusu enerji için sadece karbonhidrat yani glikoz kullanır.

Tuzaklara Dikkat!

Kilo vermek için çabalasanız da bazı şeyleri yanlış yapıyor olabilirsiniz. Uzman Diyetisyen Dilara Koçak, kilo aldıran tuzakları tanımanızı ve onlara dikkat etmenizi öneriyor. İşte size kilo aldıran o hain tuzaklar:

Light etiketli demek, istediğiniz kadar yiyebilirsiniz demek değil: Diyet ürünler tehlikesiz göründükleri için aşırı tüketime oldukça müsait. İstenmeyen tablo bu gıdaların diyet etiketli olmasına rağmen hala kalorili olduklarını unutunca ortaya çıkıyor. Unutmayın ki, bir ürünün ambalajında light etiketi bulunması demek, istediğiniz kadar tüketebileceğiniz anlamına gelmiyor.

Salata soslarına dikkat: Kilo sorunumuzu düşünmeden bol bol yediğimiz salatalar da aslında dikkat etmez isek kilo almamıza sebep olabiliyorlar. Nasıl mı? Salatayı daha çekici kılmak için ilave edilen baştan çıkarıcı ve kalori yönünden zengin soslar yüzünden. Salata hazırlarken koyu yapraklı malzemelere ağırlık vermeniz ve salatayı soslar yerine peynir, avokado, kuru meyveler ve tahıllarla süslemeniz size iyi bir çözüm sunar. Öte yandan sağlıklı bir yağ olmasına rağmen zeytinyağının da her tatlı kaşığında 45 kalori bulunduğunu da unutmamak gerek.

Diziler kilo aldırıyor: Bir araştırmaya göre kadınların fazla kilolarının bir suçlusu da sevilen diziler. Bir kadın en sevdiği diziyi onuncu kez izlemeye bile karşı koyamıyor. Dizi izleme eylemini daha keyifli kılmak için ise elbette atıştırmalıkları yanı başından ayıramıyor. İşin en tehlikeli kısmı ise akşam yemeğini TV karşısında yemek. Çünkü bu yemek normalden çok daha fazla uzuyor. Mutlaka TV karşısında bir şeyler yemek istediğinizde ise yoğurt ve meyve gibi sağlıklı seçeneklere yönelmeniz yararınıza olacaktır.

Göbeğiniz hala şişkin mi? Aman dikkat!

Kilo verseniz de bel çevreniz kalın, göbeğiniz hala şişkin mi? Bel çevresinde yağlanma ciddiye alınması gereken bir problemdir.

Bel çevresindeki yağlar ve kalınlıktan şikayetçi olanımız çoktur… Hem pantolonun üzerinden taşan, hem dar giysilerde kötü bir görüntü , hem de birçok ciddi sağlık problemine zemin hazırlayan bu problemle başa çıkmak için adım adım neler yapmalı ve nelere dikkat etmemiz gerektiğini sizlerle paylaşmak istedik. 
Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şefika Aydın Selçuk “Kalıcı tedavinin diyet tedavisi olduğu kabul edilmesi gereken bu tip yağlanma, aslında birçok kronik hastalığın oluşmasında etkin bir rol oynamaktadır” diyor. 
Yaptıracağınız ayrıntılı vücut analizi bel çevresi yağ dağılımı ve miktarı hakkında 1 dakikada bilgi verecektir. Yapılan ölçümler sonucunda genel yağ yüzdeniz, yağ kütlesi, bölgesel olarak yağ ve kasın dağılımı, bel kalça oranı baz alınarak yağlanmayı azaltacak diyet planı diyetisyeniniz tarafından planlanacaktır. 
Bel çevresi kronik hastalıklara zemin hazırlar 
Özellikle metabolik sendrom, dislipidemi, kardiyovasküler hastalıklar ve tip 2 diyabetin sık gözlendiği bu kişilerde bu yağlanmayı azaltmak için doktor ve diyetisyen kontrolü şarttır. Çünkü bu kişilerde oluşan hormon bozukluklarında ilaç tedavisi gerekebilir. Diyet tedavisi bel çevresi yağlanmasını azaltır bu rahatsızlıkların oluşum riskini ortadan kaldırır. 
İşte adım adım yapılacaklar 
1. ADIM: Bel çevresi yağlanmasının nedenini araştırmak 
*Vücutta yağlanma oranının yüksek olması sağlık problemlerinin var olmasında tek başına bir indikatör değildir. Fakat abdominal yağlanma olarak tanımladığımız bel çevresi yağlanmasının oluşmasında altta insülin direnci, kortizol fazlalığı, hipotiroidi, Cushing ( böbrek üstü hormonların fazla çalışması ) gibi sağlık sorunlarının olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.
*Yağlanma sebeplerinden bir diğeri de gıda alımında dengesiz tüketimdir.
*Menopoz dönemi de yağlanmanın vücutta fizyolojik olarak arttığı ve tetiklediği bir dönemdir.
*Hareketsizlik ve buna bağlı enerji harcamada azalma.
*Fazla alkol tüketimi de bel çevresi yağlanmayı artırmaktadır.
*Kronik stres bel çevresinde yağlanmaya en önemli nedenlerdendir.
2. ADIM: Nedeni bulduktan sonra çözüme yönelmek 
Bel çevresi yağlanmasının sebeplerini öğrenmek için doktor kontrolü sonrasında gerekli tahliller yaptırılıp, hormonal bir sebep var ise ilaç tedavisi başlar. Bununla birlikte kilo fazlası olanlarda bel çevresi yağlarını azaltmaya yönelik diyetisyen kontrolünde diyete başlanır. 
Kilo fazlalığı; fazla kilolu olma ya da obezite hangi aralıkta olursa olsun beraberinde vücutta yağlanmayı da artırmaktadır. Yapılan vücut analiz ölçümlerinde bu yağlanmanın miktarı ve dağılımı hakkında sonuç alındıktan sonra sık takiple kişinin sağlıklı kiloya gelmesi hedeflenir. 
Bu konuda hedeflenen tartı çok önemlidir. Hedef tartı uzun süre korunabilecek, kişinin boyu ve ayrıntılı vücut analizi ölçümü dışında yaşını da göz önüne alarak hesaplamak gerekir. Kısacası hedef kilo sağlıklı kilo olmalıdır. Diyetin içeriği karbonhidrat, yağ ve proteince dengeli olarak kişiye uygun olarak planlanır. 
3. ADIM: Yağlı ve karbonhidratlı besinlerin tüketiminde miktar kontrolü 
Yine sıklıkta duyduğumuz cümlelerdir “ Ben hiç yağlı şeyler yemiyorum, yemeklerimi zeytinyağlı yapıyorum, evimize margarin tereyağı hiç girmez… Fakat vücudum yağlanıyor? ” bilinmesi gereken en önemli gerçek vücutta oluşan yağ ile tüketilen yağ farklı şeylerdir. Vücut yağı; yağ ve yağlı gıdaları tüketme dışında örneğin, simit, börek gibi hamur işi besinler, meşrubatlar, bisküvi, cips, gofret, tatlılar, hazır et suları, salata sosları gibi daha sayabileceğimiz karbonhidrat ve proteinli gıdaların gereğinden fazla tüketilmesi sonucunda da vücutta artar ve bel çevresinde depolanır. 
İnsülin direncine dikkat! 
Özellikle insülin direnci gibi diyabet oluşum riski artmış kişilerde sıklıkla gördüğümüz abdominal yağlanmada diyetin içeriğinde özellikle glisemik indeksi düşük diyet uygulanarak bu kişilerde oluşan sürekli açlık hissinin ortadan kaldırılması ile kilo kontrolü sağlanır. Özellikle insülin direnci ile gelen hastalar “ Yedikçe yeme isteğim oluyor, yemek sonrasında hemen canım tatlı bir şeyler çekiyor, sık acıkıyorum, çok sık tatlı yiyorum” gibi gıda alımında sıkıntılarla gelmekteler. Çünkü insülin direncinde aldığımız tüm besinlerin içeriğinde bulunan karbonhidrat olan şeker kandan hücrelere taşınamıyor ve hücreler kendini sürekli aç hissedip beyne açlık sinyali gönderiyor. O açıdan diyet yeterli ve dengeli öğünlerle sık aralıklı ve kan şekerini hızlı düşürüp kişiyi hemen acıktırmayacak şekilde planlanmaktadır. 
Özellikle glisemik indeksi düşük bu diyetlerde pizza, burger gibi fast food yiyecekler, beyaz pirinç, makarna, gözleme, börek, reçel, bal, tatlılar, meyvelerden muz- incir- kavun- üzüm gibi daha birçok besinde kısıtlama yoluna gidilmektedir. Çünkü bel çevresini artıran besinler genelde glisemik indeksi yüksek gıdalardır. 
Unutmayın her gıdanın fazlası vücutta depolanmayı tercih edecektir. Meyvenin fazla tüketimi de bel çevresini artırabilir. Yeterli miktarda tüketmek en önemlisi! 
Bel çevresinde yağlanmaya neden olan beslenme hataları 
*Akşam sadece meyve yiyip yatmak
*Saat 6’ dan sonra yemek yememek
*Kahvaltı, öğle gibi ana öğünleri atlamak
*Diyette hiç ekmek yememek
*Ara öğünler yapmamak
*Yüksek karbonhidratlı besinleri diyette çok sık tüketmek
*Pilav, makarna, tatlı, mantı, çorba ve börek gibi yemekleri aynı öğünde bir arada tüketmek
*Kuruyemiş, kuru meyve gibi gıdaları gereğinden fazla tüketmek
*Light gıdaları kilo aldırmaz düşüncesi ile fazla miktarda tüketmek
Herkesin alması gereken kalori farklıdır. Herkesin yiyebileceği bir porsiyon ölçüsü vardır. Bir besini gereğinden fazla tüketmek de diyetten tamamen çıkarmak da doğru bir hareket değildir. Uzun açlıklar başta bel çevresi olmak üzere yağlanmayı artırır. Önemli olan sık aralıklarla yeterli miktarda tüketmeyi öğrenmektir. 
Önemli olan aynı öğünde çok çeşit yemekleri bir arada tüketmek değil farklı günlerde az miktarlarda çeşitli beslenmektir! 
Enerji harcamanızı da artırın 
Aslında bir adımsayar alarak öncelikle günlük nasıl bir harcamanız olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Çalışmalar bir kişinin günde 8000- 10000 adım atması gerektiğini vurgulamaktadır. Çok hareketli olduğunuzu veya hareketsiz olup olmadığınızı anlamanın en pratik yolu adımsayar alıp kendinizi takip etmek ve adım sayılarınızı gün geçtikçe artırarak daha da enerji harcamak atacağınız en büyük adımdır! 

Bağışıklık sistemini güçlendiren diyet!

Hava sıcaklıklarının birden değişmesine bağlı ani ısı değişikliklerinin hastalıklara yol açmaması için bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerekiyor.
Uzmanlar, bağışıklık sisteminin kuvvetlemesi ve hastalıklara karşı vücudun dirençli olabilmesi için bol oksijenli havanın faydalı olduğunu, bunun için açık havada spor yapılması, pozitif olunması, bol yeşillik yenilmesi, stres ve yorgunluktan uzak durulması, her gece 7-9 saat uyku alınmasına özen gösterilmesi, işlenmiş hazır gıdalardan, kafein, alkol ve sigaradan uzak durulması, bunların yerine tam gıdalar, ekinezya ve ginseng gibi bitkisel çaylar ile taze meyve ve sebze sularının tüketilmesi gerektiği önerisinde bulundu.
İç Hastalıkları uzmanı Dr. Faik Akvardar ani ısı değişiklikleri ve kış şartlarında, olası hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bağışıklık sistemini (immun sistem), vücudu zararlı mikroplar ve hastalıklardan koruyan bir savunma mekanizması olarak tanımlayan Akvardar, bağışıklık sisteminin çevrede bulunan ve vücuda potansiyel olarak zarar verebilecek bakteri, mantar, parazit ve virüs gibi birçok organizmaya karşı korumakla yükümlü olduğunu belirtti. Akvardar, vücudun bu organizmalara karşı direncine “bağışıklık” adı verildiğini ifade ederek, “Bağışıklık sisteminin ana özelliği, yabancı istilacıları yok ederken, vücudun sağlıklı dokularının zarar görmesini de engelleyebilmesidir” dedi.
İnsan vücudunun, çevresinde bulunan çok sayıdaki mikrobun saldırısına uğradığını ve bu organizmaların vücuda girebilmek için uğraştığını anlatan Akvardar, şöyle devam etti:
“Sağlıklı bir vücut, karşılaştığı hastalık etkenleriyle ve yabancı maddelerle çoğunlukla bize hissettirmeden baş eder. Biz sıcak bastı ya da terledik veya esen rüzgar yüzünden ürperdik zannederiz, fakat o esnada vücudumuzda büyük bir mücadele veriliyor olabilir. Bağışıklık sistemimizin mikroplarla girdiği bu savası kaybettiğimizde de ’hasta’ oluruz.
Bağışıklık sisteminin görevi de sırasıyla, öncelikle bu organizmaların vücuda girmelerini engellemek veya vücuda girdikleri yerde yutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir. Bağışıklık sistemi bu görevlerini, yaşam süresi boyunca sürdürür, ancak bazı koşullarda (uykusuz kalındığında, dengeli beslenildiğinde, organ nakli veya kemoterapi gibi tedavilerde) bağışıklık sistemi yardıma gereksinim duyabilir.
Bağışıklık sisteminin temel ögeleri, akyuvarlar, timus bezi, kemik iliği, lenf sistemi, hormonlar ve bazı proteinlerdir. Sistemin bu ögeleri, birlikte ve birbirini tamamlayacak şekilde çalışır.”
Akvardar, bağışıklık sisteminin güçlü olmasının göstergesinin “az hastalanmak” olduğunu belirterek, söz konusu sistemin zayıf olması durumunda vücudun enfeksiyonlara daha sık yakalandığını söyledi. Fırsatçı enfeksiyonların etkisinin en sık ciltte görüldüğünü ifade eden Akvardar, grip, halsizlik ve yorgunluk gibi durumlarla karşılaşıldığını dile getirdi.
Bağışıklık sisteminin zayıf olmasının hastalıklara yakalanmak açısından bir risk olduğunu vurgulayan Akvardar, “Bu risk, erken dönemde hastalıklara çabuk yakalanma ve daha ilerleyen durumlarda ise vücutta kanser oluşumuna bile neden olabilir” uyarısında bulundu.
“BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ, OKSİJENLİ HAVADA GÜÇLENİR”
Akvardar, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ve korunması için şu önerilerde bulundu:  "Açık havada spor yapın. Çünkü bağışıklık sistemi, oksijenli bir ortamda güçlenir. Birçok bakteri ve virüs, asidik ortamı sever ve sağlıklı ortamda yaşayamaz.
Pozitif olun. Mutlu, pozitif, gün boyunca kahkaha atan ve arkadaşlarına, ailesine, çocuklarına sarılan ve hayvan besleyip seven bir insanın bağışıklık sistemi bunları yapmayan bir insanınkinden çok daha kuvvetlidir. Bol bol yeşillik yiyin. Sebzeler, vücudun bağışıklık sistemine yardımcı olan vitaminler, mineraller ve bitkisel besinlerce zengindir. Lifli yeşillikler ve brokoli, karnabahar ve kabak gibi sebzeler ise besinler ve antioksidanlarca zengindir.
Stres ve yorgunluktan uzak durun. Stres ve yorgunluk bağışıklık sistemimizi zayıflatır ve bu bitkinlik bizi daha kolay hasta eder. Dinlenme ve uyku zamanlarında vücudumuz kendini toparlar ve onarır. Stres seviyenizi azaltmaya çalışın ve gevşemek için kendinize zaman ayırın. Mutlaka her gece 7-9 saat arası uyuyarak, vücuda kendisini toparlaması ve hastalıklarla savaşması için izin verin.
Kötü alışkanlıklardan kurtulun. Paketlenmiş ve işlenmiş hazır gıdalar, kafein, alkol ve sigara bağışıklık sistemini tehlikeye sokan zararlı alışkanlıklardır. Bunları bırakarak yerlerine tam gıdalar, ekinezya ve ginseng gibi bitkisel çaylar, taze meyve ve sebze suları koyun. Bu şekilde bağışıklık sisteminize ve vücudunuzun işleyişine destek verin.“
GÜÇLÜ BİR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ İÇİN NELER YENİLMELİ?
Brokoli, kivi, enginar, yoğurt, domates, havuç bağışıklık sisteminin en iyi dostlarını oluşturuyor. Soya fasulyesinin içeriğinde bulunan isoflavanlar kemik erimesi ve kalp damar hastalıkları riskini azaltıyor.
Sarımsakta bulunan kükürtlü bileşikler, kalp damar hastalıkları riskini düşürüyor.
Meyan kökünde bulunan glikozidler alerji ve iltihabı azaltıyor. Omega 3 yağ asitleri adı verilen ve balıkta bolca bulunan yağ asitleri ve proteinli gıdalarda aldığımız arginin amino asidi, bağışıklık sistemi için önemli besin kaynaklarını oluşturuyor.
Yeşil çay, nar, semizotu, pancar, pazı ve tarçın antioksidan özellik taşıyor.
Ekinezya, soğuk algınlığında bağışıklık sistemini güçlendiriyor, fakat çok uzun süre kullanıldığında vücutta bağışıklık kazanıp etkisiz hale gelebiliyor.
Probiyotikler bağırsak florası için faydalı etkilere sahip olan canlı bakteriler bileşimi, bağırsak sistemini destekleyerek hastalık yapan mikroorganizmaların üremesine engel olabiliyor. Sindirimi kolaylaştırıyor ve bağırsaklarda üretilen vitaminlerin sentezinde rol alıyor.
Bilinçsiz yapılan diyetler ya da düzensiz beslenme de bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen nedenler arasında bulunuyor. Bulimia ve obezite rahatsızlığı olanlarda bağışıklık sistemi zayıftır. Bu nedenle diyetin mutlaka
 beslenme ve diyet uzmanı kontrolünde yapılması gerekiyor.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİREN ÖRNEK DİYET LİSTESİ
       Kahvaltı: 1 bardak yağsız süt,
         4 kaşık müsli,
         1 orta boy portakal veya 1 adet nar
         Ara: 1 avuç kuru üzüm,
         2 tane ceviz içi veya 8 tane badem,
         Öğle: 3 köfte kadar ızgara et- tavuk veya balık- (Izgara, haşlama veya
 fırında),
         Nane-tere-marul-maydanoz ve havuçtan oluşan salata (1 tatlı kaşığı
 zeytinyağı bol limon ile),
         2 dilim tam buğday ekmeği
         Ara: 1 meyveli yoğurt,
         1 tatlı kaşığı keten tohumu
         Akşam: 8 yemek kaşığı zeytinyağlı brokoli
         Semizotu salatası
         1 dilim tam tahıllı ekmek
         1 orta boy kivi
         Ara: 1 fincan yeşil çay 1 fincan ıhlamur
         1 dilim ananas ve 6-7 adet çilek.

Koşmaya başlamak için 19 sebep

Oturup düşünecek olursanız niye koşmadığınıza dair sayısız sebep bulabilirsiniz. Ancak denemeden nasıl bilebilirsiniz ki?

İşte size koşmaya başlamak için birkaç inandırıcı sebep:

1 – Her yerde yapabileceğiniz için: Egzersiz yapılan yer ne kadar erişilebilir olursa egzersize bağlı kalmak da o kadar kolay olur. İşe mi gidiyorsunuz? Koşabilirsiniz! Tatilde misiniz? Yine koşabilirsiniz! Yağmur, dolu, kar? Evet, yine de koşabilirsiniz.

2 – Yeni arkadaşlar edinmek için: Dostça rekabet için başlangıç çizgisi önünde olmak zorunda değilsiniz. Kendinize yerel bir koşu kulübü tarafından organize edilen bir grup koşusu bulun.

3 – Yalnız vakit geçirmek için: Koşu arkadaşı işi size göre değil mi? O zaman tek başınıza koşmaya başlayın ve bir süreliğine her şeyden kaçın.

4 – Bir hedefe ulaşmak için: Bir amaç belirleyip bu amaca ulaşmanın ne kadar harika bir his olduğunu söylemeye gerek bile yok. Her zaman koşmak istediyseniz eğer – hedefiniz bir maratonu bitirmek ya da yalnızca parkta bir tur atmak da olabilir – ayakkabılarınızı giyip koşmaya başlamanın tam zamanı!

Sıkılmadan egzersiz yapmanın 8 yolu‏
+9
Çoğumuz sıkılmaya dünden hazırız, hele konu egzersiz olursa! Yapmamız gerektiğini biliriz ama genellikle motivasyon yoksunluğu yaşarız. Belki de egzersiz yaparken bir yandan eğlenmek ve zamanın nasıl geçtiğini anlamamak gereklidir, işte size bazı öneriler:

5 – Daha uzun yaşama ihtimali için: Daha fazla her zaman daha iyi anlamına gelmese de düzenli olarak koşmanın yaşam süresini uzattığına dair somut kanıtlar var – günde yalnızca birkaç dakikalığına da olsa.

6 – Kalori yakmak için: Egzersizi yalnızca kilo verme amacı ile yapmak çok tavsiye edilmese de koşmanın bolca kalori yaktığı inkar edilemez. Bireysel kalori yakımı cinsiyete, ağırlığa, aktivite seviyesine ve ne kadar hızlı ve ne kadar süre boyunca koşulduğuna göre değişir; ancak belli bir mesafeyi koşarak, yürürken yaktığınız kalorinin iki katını yakacağınız kesindir.

7 – Gülümsemek için: Egzersiz yaparken beynimiz temelde uyuşturucu etkisi yaratan ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan kimyasallar salgılar. Gülümsemekten kaçamazsınız!

8 – Daha iyi uyumak için: Yapılan araştırmalar düzenli egzersiz yapan kişilerin kanepede çok vakit geçirenlere kıyasla çok daha rahat uyuduklarını gösteriyor. Günde yalnızca on dakikalık egzersiz bile büyük fark yaratabiliyor.

9 – Hatırlamak için: Yeni bir dil öğrenmek yaşlanan beynin körelmesini engellemenin tek yolu değil. Yapılan araştırmalara göre fiziksel olarak faal olmak bilişsel zayıflamanın önlenmesinde çok daha önemli.

10 – Enerji dolmak için: Uzun bir günün sonunda koşmanın enerjinizi yeyip bitireceğini düşünebilirsiniz; ancak fiziksel aktivite aslında yeniden enerji ile dolmayı sağlar – belki de kısa bir uykudan daha hızlı bir şekilde.

11 – Kalbiniz için: Kan basıncının ve kolesterolün doğal yollarla düzenlenebilmesi için haftada üç ya da dört kez 40 dakikalık aerobik aktivite – koşmak gibi – öneriliyor.

12 – Rahatlamak için: Beynin salgıladığı iyi hissettiren kimyasallar stresin hafifletilmesine de yardımcı olmaktadır – egzersiz teknik olarak vücut için stres etkeni olsa da.

13 – Kanser riskini azaltabilmek için: Fiziksel olarak aktif kişilerin daha düşük kolon ve göğüs kanseri riskine sahip oldukları yönünde güçlü kanıtlar var. Yeni yapılan araştırmalar egzersiz yapmanın endometriyal, akciğer ve prostat kanserlerine karşı koruyucu olarak görev yaptığını da gösteriyor.

14 – Dışarıda daha fazla vakit geçirebilmek için: Doğada geçirilen ekstra zaman daha sakin, mutlu ve enerji dolu hissetmenizi sağlayacaktır.

15 – Daha çok yeni yer görebilmek için: Kendi muhitinizin çevresinde tur atmakta bir sorun yok; ama biraz daha hızlı bir tempo ile çok daha fazla yer görebilirsiniz!

16 – Yeni ayakkabı almak zorunda kalacağınız için (muhtemelen): Bir süredir koşmuyorsanız eğer, büyük olasılıkla yeni koşu ayakkabılarına ihtiyacınız vardır. Koşmak için ihtiyacınız olan tek şey bu ayakkabılar ve kim alışveriş yapmayı sevmez ki?

17 – Kemiklerinizi korumak için: Koşmak gibi vücut ağırlığının hissedildiği egzersizler kemiklerin güç ve sağlık kazanmasının, kemik kaybının yavaşlatılmasının anahtarıdır.

18 – Akan burunla uğraşmamak için: Yeni koşma rutininiz sayesinde soğuk algınlığı ve grip sezonunu sorunsuz atlatabilirsiniz. Ölçülü bir şekilde egzersiz yapmak, bağışıklık sisteminin virüsleri defetme becerilerini destekliyor.

19 – Farklılık yaratmak için: Kendinizi hazır hissettiğinizde bir hayır kurumu için koşun. Antrenmanlar zor gelmeye başladığında bu işe niye girdiğinizi hatırlayın – ve sizin bu iyiliğinizden yararlanabilecek insanları.

Göbek eriten 7 ipucu

Göbek bölgesi yağları hem kadın hem de erkeklerde sıklıkla karşılaşılan başlıca problemlerdendir. Uzmanlar, göbek yağlarından şikâyet edenler için hem bel bölgesini incelten hem de göbek yağlarını eriten yedi pratik çözüm sunuyor. 
İşte göbek eriten 7 ipucu…
Bel simidi olarak adlandıran bel bölgesindeki kalınlık ve göbeğiniz canınızı sıkıyorsa 7 öneriye kulak vermenizde fayda var.
Bel ve karın bölgesinde bir zamanlar gurur duyduğumuz kaslar, 30’lu yaşlardan sonra yavaş yavaş yerini yağa bırakır. Eğer hiçbir önlem almazsak 40-45 yaşına geldiğimizde bu yağların büyük çoğunlukla belde toplandığını ve bel simidini oluşturduğunu görürüz.
İngilizcede “love handle” olarak ifade edilen Türkçeye bel simidi olarak çevrilen vücudumuzun bu bölümünde oluşan kalınlaşma, sağlığı da tehdit eder hale gelir.
Bel simidinin kalınlaşmasında yaşın çok büyük bir önemi var. Kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonları vücuttaki yağ miktarını kollara, bacaklara ve basene eşit miktarda dağıtır. Yaşla birlikte hormonlar eskiden olduğu gibi çalışmaz ve yağ belli bölgelerde birikmeye başlar.
5 yiyecekten uzak durun
Yeme alışkanlıklarınızı değiştirmelisiniz. Beş zararlıyı ise asla tüketmeyeceksiniz. Şeker, kurabiye ve bisküviler, pasta, kola ve patates cipsi. Kızartılmış yiyecekleri ayda bir kere tüketin.
Baklagilleri tercih edin
Neler yiyebileceğinizi bilmelisiniz. Fasulye, mercimek, kiraz, çilek ve vişne en çok tavsiye edilen yiyeceklerdir. Bunlardan günde 20-30 gram tüketebilirsiniz.
Bol su için
Bol su içmek yapabileceğiniz en yararlı önerilerden biri. Su midenizde doygunluk hissine neden olur ve daha az yemenizi sağlar. Alkolden uzak durun. Likör ve bira yağların göbek çevresinde toplanmasına neden olur.
Kalsiyum takviyesi yapın
Vitamin takviyesi çok önemli, özellikle kalsiyum takviyesi. Kalsiyum kemiklerinizi korur ve osteoporozu önler. Doktorunuza danışarak hangi miktarda kalsiyum almanız gerektiğini öğrenin. Göbeğinizi eritmek için zayıflama ilacı kullanmanız ise önerilmiyor.
Bel inceltici spor yapın
Yapılacak en doğru çözüm sporla olacaktır. En iyi sporlar, kick boks, squash, yüzme ve tenis. Bunun yanında aerobik egzersizler de göbek çevresindeki yağı inceltir.
Dik yürüyün, dik oturun
Vücudunuzun duruş şeklini ve yürüyüşünüzü gözden geçirin. Dik yürümeye ve oturmaya özen gösterin. Göbeği içe çekip bırakmak da faydalı olacaktır.
Şekillendirici kıyafet giyin
Vücudunuzu şekillendirici kıyafetler giyebilirsiniz. Bel çevresi için üretilen lycra içeren kıyafetler tercih edin. Ancak mutlaka beden ölçünüze uygun olmalı aksi takdirde faydasını göremezsiniz.

Adet öncesi sendromu’na karşı dengeli beslenme

Kadınların çoğunun ortak sorunu adet öncesinde yaşanan farklı sorunlar. Gerginlik, halsizlik, aşırı iştah gibi sorunlar kadınların hayatını kabusa çevirebilir. 

KadıköyŞifa Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı – Dyt. Rabia Yurdagül Adet Sendromu hakkında bilgi veriyor ve dengeli beslenme ile şikayetleri nasıl azaltabileceğinizi anlatıyor.

Adet Öncesi Sendromu (Premenstrual sendrom, PMS), kadınlarda regl öncesi dönemde başlayıp ruhsal ya da fiziksel birtakım belirtilerle kendini gösteren ve reglin başlamasından bir hafta kadar önce ortaya çıkarak reglin bitiminden bir kaç gün sonra kaybolan durumu ifade eder. Karın bölgesinde şişkinlik, ağırlık artışı, iştah artışı, sık yeme ihtiyacı, tatlıya düşkünlük, cilt bozukluğu, uyku sorunları, göğüslerde hassasiyet, bel ağrısı, kabızlık, baş ağrısı, çarpıntı, duygusal dalgalanmalar, olumsuz düşünceler, depresyon hali, yorgunluk, halsizlik, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, kendine güvenin azalması, gerginlik, kızgınlık ve öfke hali, seksüel isteklerde değişiklik gibi fizyolojik ve psikolojik birtakım belirtiler gözlemlenir.

Nedeni tam olarak belli olmamakla birlikte, genelde mineral ve vitamin yetersizlikleri, hormonal dengesizlikler, (progesteron yetmezliği ve diğer hormonal değişimler), kan şekerinin düşük olması, vücutta aşırı sıvı tutulumu, beyindeki bazı kimyasal ileticiler, bastırılmış cinsel arzu, psikolojik nedenler üzerinde durulmaktadır.

Regl öncesi döneminde genellikle aldatıcı bir kilo artışı görülür; ancak bu gerçek bir yağ artışı değildir. Bu durum östrojen ve progesteron hormonlarının dengelerindeki değişiklikler sonucu vücutta biriken ödemden kaynaklanır. Yine hormonal değişimler nedeniyle bağırsak sisteminin çalışma düzenindeki değişiklikler kabızlığın görülmesine neden olur ve kabızlıkta şişkinlik hissi yaratarak ağırlıkta artışın olduğunu düşündürür.

Regl dönemi biter bitmez, bağırsakların tekrar normal hızda çalışması sonucu, kabızlık sona erer ve hormonların normal dengeye ulaşmasıyla birlikte vücutta biriken sıvının atılmasıyla beraber kiloda normale döner.

Ancak regl döneminin başlangıcından birkaç gün önce, değişen iştah durumu kontrol altına alınmayıp vücudun ihtiyacından fazla enerji alınması ağırlık artışı ihtimalini yükseltir.

Regl dönemi öncesi çikolata ve bunun gibi tatlı, şekerli yiyeceklerin yenilmek istenmesinin nedeni, östrojen hormonunun vücutta dolaşımının azalmasıdır. Östrojen kadınlar için uyarıcı bir hormondur, vücuttaki seratonin, noradrenalin ve endorfin hormonlarının üretimini artırır. Östrojen azalmasıyla, kan şekerindeki düşme eğilimi artar dolayısıyla bu durum iştah metabolizmasının uyarılmasına neden olur ve sürekli tatlı yeme ihtiyacı hissedilir. Bu nedenle, özellikle bu dönemde az ve sık aralıklarla beslenmek ve glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmek oldukça önemlidir.

Dyt. Rabia Yurdagül

İştahının artışının nedeni, vücutta progesteron seviyesinin artması sonucu metabolizma hızında artış görülmesi ve beyne daha fazla kaloriye ihtiyaç duyulduğunun sinyallerini gönderilmesi sonucu vücudun daha fazla kalori alma isteğinin oluşmasıdır.

Vücudun su tutmasının nedeni; bazı araştırmalara göre, östrojen hormonunun vücutta tuzu tutması ve bu durum sonucu vücudun tuz seviyesini normal ve sağlıklı düzeyde tutabilmek için suyu yapısında toplamasıdır. Bazı çalışmalarda ise vücuttaki suyun korunmasında rolü olan vitamin ve minerallerin eksik olması sonucu bu dönemde hassasiyetin arttığı belirtilmektedir. Ödemler genellikle karın bölgesi, göğüsler ve yüz çevresin olmaktadır.

Beslenme;
1. Kan şekeri dengesinin sağlaması için ana ve ara öğün düzenine dikkat edilerek azar azar ve sık sık beslenilmeli.
2. Karbonhidrat kaynağı olarak şeker, tatlı, çikolata gibi besinler yerine ekmek, kepekli makarna, esmer pirinç, bulgur, kuru baklagil ve sebzeler gibi kompleks karbonhidrat kaynakları tüketilmeli.
3. Tuz ve tuz içeriği yüksek salamura besinler, tuzlu bisküviler gibi besinlerin tüketimi minimuma indirilmeli.
4. Bağırsakların çalışmasına yardımcı olan ve tokluk hissini artırmayı sağlayan lif içeriği yüksek besinlerin (sebze ve meyveler gibi) tüketimine ağırlık verilmeli.
5. Çay, kahve, kola gibi kafein içeren içecek tüketiminden ve alkol tüketiminden kaçınılmalı.
6. Su başta olmak üzere yeterince sıvı tüketilmeye özen gösterilmeli.
7. Hormonal denge üzerine olumlu etkisi olduğu için egzersize mutlaka yer verilmelidir.

Diyette mutlu eden 20 şey

Diyet aç kalmak, mutsuz olmak ya da işkence çekmek değildir. Sağlıklı bir hayata atılan ilk adımdır. Diyet yaparken bizi mutlu edebilecek şeyler var. Onları bulup uygularsanız diyet yapmaktan sıkılmazsınız.

Buna inanan da var inanmayan da! Bilimsel olarak mutluluğun sağlık üzerine etkilerini okumak bile beni haklı çıkarıyor. Bunca yıllık tecrübelerim birikince bana şunları söylüyor: Zayıflama sürecinde sürekli rakam kontrolü yapan, her gün tartılan, yediklerini gram gram sayan kişiler daha zor zayıflıyor. Stres faktörünü saymıyor belli ki ama aslında her şeyi bazen o belirliyor.

Diyete başladıysanız bunu ne için yaptığınızı hatırlayın. Kilo vermek, daha iyi hissetmek, daha iyi görünmek, daha sağlıklı olmak! Aç kalmak için değil! Mutsuz olmak için hiç değil! Peki ya işkence? Hayır!

Karar ver!

Diyet sağlıklı bir hayata atılan ilk adımdır. Sonra elindeki listeyi bir kenara bırakır ve “Ben ne kadar sağlıklı sürdürebiliyorum?” diye bakarsın. Yaşam şekli haline getiremediğin sürece her gün tartılmak sana büyük ağırlık verecek. Bunu önemse, bunu kafana koy, karar ver ve hedeflerin olsun! Ama motive edecek hevesler ve hedefler olsun.

Seni mutsuz eden ne?

Sürekli diyetini bozmamak için uğraşıyorsun ama rahat değilsin. Spora gidiyorsun ama söylenerek ve sürüklenerek! O zaman bu işte bir hata var… Sağlıklı beslenmek ve hareket etmek bizi mutlu eder. Seni mutsuz eden ne, önce onu bulmalısın.

Bu listeyi uygulayın

Diyet yaparken bizi mutlu edebilecek şeyler var. Aşağıdaki listeyi ben hazırladım, siz de ilave edin. Diyet listesinden sıkılabilirsiniz ama sağlıklı yaşam şeklinden sıkılmazsınız. Kafanıza çok takmadan, bunu stres haline getirmeden başarmayı öğrenin.

1- Diyete başlamanız gerekiyorsa ve etrafınızda çok fazla sizi zorlayan kişi varsa kimseye diyet yaptığınızı söylemeyin.

2- Eğer size destek olacağına inanıyorsanız birkaç kişiyi de yanınıza alarak diyete başlayın. Diyet ekibi oluşturmak motivasyonu artırır.

3- Diyet yaparken sizi en çok mutlu eden neler varsa onları listeleyin.

4- Meyvelerle yapılan yeni, düşük kalorili tatlı tariflerini araştırın.

5- Diyetinizde mutlaka kakao, muz ve vanilya olsun. (Her gün değil.)

6- Kahve için.

7- ‘Güneşle Kaçamak Diyeti’ kitabını okuyun

8- Yürürken sahile çıkın, ormana gidin. Evdeyseniz müzik dinleyin ve evde dans edin.

9- Haftada 1 gün tartılın ve sonucu duvara yazın!

10- Zayıflayana kadar yeni elbise almayın. Üzerinizdekileri bol bol giyin.

11- Günlük tutun.

12- Ayda 1 evde yulaflı kurabiye pişirin. Kurabiye kokusunda mutluluk var.

13- Arkadaşınızla buluşup yürüyün. Sadece sohbet edin ve yürüyün.

14- Fotoğraf çekin.

15- Adımsayar kullanın.

16- Bitter çikolata yiyin.

17- Aç gezmeyin. Tok da gezmeyin.

18- İyi uyuyun!

19- Haftada 1 gün tam buğday makarna yiyin.

20- Haftada 2-3 gün balık yiyin.