Kilo Sorunu mu? O da Ne?

Hızlı ve yüksek kalorili beslenmenin yoğun olduğu günümüzde fazla kilolar bireylerin mutsuzluğunun baş aktörleri oldu… Binlerce diyet türü, diyetisyen, medya haberi aynı konuyu işliyor; fazla kilolardan nasıl kurtuluruz?

Hipnoterapi uzmanı Gani Eser, kilolarınızdan kurtulmanız için sizlere üç aşamalı bir program olan NHF metodunu öneriyor. NHT’nin çok basit ama etkili bir metot olduğunu belirten Eser, “Üstelik ne yiyip ne yemeyeceğinize, spor yapıp yapmamanıza karışmayacağım. Bu programa NHF adını verdim. NLP, Hipnoterapi ve Feng Shui öğretilerinden edindiğim bilgilerden yola çıkarak ortaya koyduğum bir program bu.

Altı ay önce danışanlarımla paylaşmaya karar verdiğim ve şimdiye kadar onun üzerinde bireyin ideal beden ölçülerine kavuşmasını sağlayan NHF’nin sizin işinize de yarayacağına eminim” diyor.
işte Hipnoterapi uzmanı Gani Eser’in anlatımıyla NHF metodu:

Birinci aşama
Öncelikle biraz temizlik yapmanızı istiyorum. Evinizin bir krokisini çizip tam merkezde yer alan bölgeye bir göz atın. Orası bir oda, tuvalet, kiler ya da başka bir bölüm olabilir. Her neresiyse güzelce temizlemenizi, zaruri eşyalar dışında ne varsa evinizden dışarı çıkarmanızı istiyorum.

İkinci aşama
İkinci isteğim aynaya her baktığınızda şu cümleyi içtenlikle söylemeniz: “Bedenimi seviyorum. Harikayım. Sağlıklı ve güzel bir vücuda sahibim.”

Aynada gördüğünüz görüntüden hoşnut olmadığınızı biliyorum ama zayıflamak, şişman olmak gibi sözcükler bilinçaltınızın yanlış anlamasına yol açabileceğinden bu kelimeleri yaşamınızdan çıkarmalısınız.

Üçüncü aşama
Son olarak gözlerinizi kapayıp zihninizde olmak istediğiniz kiloda olduğunuzu canlandırmanızı istiyorum. Ne giymişsiniz? Etrafınızda kimler var? Her ne görüyorsanız görün, ne işitiyorsanız işitin ve ne hissediyorsanız hissedin. O anı canlandırın zihninizde. Sabah kalktığınızda, öğlen ya da yatmadan önce fark etmez. Yeter ki en az günde bir defa bunu yapın.

Kaç Kilo Verdiğinizi Not Edin

Söylediklerimi yapıp evinizin merkez noktasındaki alanı boşaltır, aynanın karşısına geçtiğinizde yazdıklarımı içtenlikle söyler ve her gün beş dakikanızı –ya da daha fazlasını- harika bir bedene sahip olduğunuz anı zihninizde canlandırırsanız amacınıza kolayca ulaşabileceksiniz.

Bugün tartılın ve kaç kilo olduğunuzu bir kenara yazın lütfen. Programıma uymanız her ay kaç kilo verdiğinizi not etmeye devam edin. Bilinçaltınız sizi daha az ve sağlıklı beslenmeye yöneltecek, belki sabah yürüyüşlerine çıkmak ya da egzersiz yapmak için derin bir istek duymanızı sağlayacaktır. Siz farkında olmadan daha küçük porsiyonlar tercih eder hale geleceksiniz.

Deneyin ve sonuçlarını bu yazıyı okuma şansını bulamayan arkadaşlarınızla paylaşın.

Başarı için en önemlisi motivasyon!

Diyette motivasyonun en yüksek olduğu dönem ilk haftadır.
Diyete başlarken kişiye, ilerleyen haftalarda karşılaşacağı güçlükler anlatılmazsa, motivasyonu azalır ve diyet yarım kalabilir…
Diyette ilk hafta, su kaybı ve metabolizmanın düşük kaloriye, yeni beslenme biçimine hızlı cevabı yüzünden iyi kilo verilir. İlk haftaki 2-4 kilo kayıp; yaş, egzersiz seviyesi ve vücut  ağırlığına göre değişir.
Beslenme programı hazırlanmadan önce bireyin normal yeme düzeni, tüketilen besinler ve bunların miktarları, yemeklerin pişirilme şekilleri, yeme saatleri gibi birçok detaya dikkat edilmeli.
Daha sonra günlük kaloriden  800-1.000 kalori eksiltilerek  yeni beslenme listesi oluşturulur. Her gün bin kalori eksik beslenmek, bir haftada yedi bin kalori eksik beslenmek anlamına gelir ve kişi 1 kg. yağ kaybeder. Ancak suyu az içen bir birey ilk hafta iyi su içerse ve günlük diyetinde ara öğün sistemine yeni başladıysa, spor yokken yürüyüş de eklediyse verdiği ilk hafta kilosu 2-4 kg. kadar olabilir. Bu yüz güldürücü sonuç, sonraki haftalar için risktir. Bireye her hafta bu şekilde kilo vermesinin mümkün olmadığı hatta sağlıksız olduğu çok iyi anlatılmalıdır. Aksi takdirde ilerleyen haftalarda kendini başarısız hissedecektir.

3 – 4 hafta sonra metabolizma yavaşlarVücudumuz hayatta kalmak üzere programlanmıştır. Kesilen bir dokunun iyileşmesi, virüslerle savaş, sıcak havada ter miktarının artıp hararetin düşürülmesi gibi her gün yaşadığımız ufak deneyimlerde beden,  uyum içinde hareket eder. Bu uyum içindeki makineye her gün iki bin 500 kalori veriyorken birden kaloriyi bin 500’e indirmek, vücudun tüm sistemlerde tasarruf etmesi ve metabolizmayı     yavaşlatması anlamına gelir.

Çok düşük kalorili    diyetler uzun süreli önerilmez. Bin kalorinin altındaki diyetleri, uygulamamak gerekir. Çok düşük enerjiyle hayatta kalmaya kendini programlayan vücuda daha sonra normal insanlar gibi iki bin 500    kalori vermek, hızlı kilo alımına sebep olur. Bu yüzden kilo verme ve daha sonraki kilo koruma programının tamamında uygulanacak beslenme tipinin kalori, karbonhidrat, protein ve yağ oranları beslenme uzmanı tarafından yönetilmelidir.
Koruma dönemi programları
Diyete başlarken hedefiniz sadece kilo vermek olursa, beyniniz bu programa göre hareket edip kilo verdikten sonra yeniden yemek yemeye döner. Böylece verdiğiniz hızla hatta verdiğinizden çok daha hızlı şekilde kilolarınız geri gelir. Amacınızı yeni bir yaşam biçimi diye belirlerseniz ve beyninize “Ben artık böyle yaşayacağım” gibi komutlar verirseniz yeni yaşam biçimine geçmeniz daha kolay olur. Koruma programlarında kendi bedeninizin ihtiyacı olan tüm besin gruplarını öğrenirsiniz. Kilo verme sürecinde öğrendiklerinizle birlikte yasaksız olarak her şeyi yemeyi ama besinler arasındaki dengelemeyi anlarsınız. Bu formülü artık hiç düşünmeden otomatik davranış biçimi haline getirdiğinizde yeniden kilo almazsınız.
Yeni yaşam biçimine geçişYeni alışkanlıklara geçmek her zaman kolay olmayabilir. Kendinizi suçlamayın, sabırlı olmaya çalışın. Başardığınız diğer davranış değişikliklerini hatırlayın. Hava her gün güneşli değil bazen yağmur yağıyor, bazen de kar ama her sabah yeniden güneş doğuyor. Ufak olumsuzlukları genelleştirmeyin, küçük adımlarla hedefe gitmek en doğrusudur. Bunun için yazmaya başlamak en etkili yoldur, her gün hem yediklerinizi hem duygularınızı yazabilirsiniz. Böylece hangi duygu durumunda bedeniniz hangi besinleri seçiyor anlayabilirsiniz. Bu size kriz oluşmadan önce önlem alma fırsatı verir. Bedeninizi dinlemeye çalışın.

Evde Kilo Vermenin Çok Pratik Yolları

Pratik yöntemlerle evde kilo vermenin yollarını denemeye ne dersiniz?
Sıkı ve fit görünmenin tam zamanı! Pratik yöntemlerle evde kilo vermenin yollarını denemeye ne dersiniz?
Belinizi İnceltin!
Göbek ve bel çevresine toplanan yağ ve kilolardan kurtulmak istiyorsanız günde sadece 15 dakikaya ve bir oklavaya ihtiyacınız var.
Oklavayı ensenize denk gelecek şekilde, yatay biçimde iki elinizle tutun. Ayakta olmak koşuluyla sağa ve sola doğru dönün.
Bu pratik yöntem hem belinizi inceltmeye hem de kol kaslarının çalışmasına yardımcı olur.
Basenlerinizi Küçültün!
Kalça ve basenlerinizdeki fazla kilolarla vedalaşmak için günde sadece 15 dakika ve bir yastığa ihtiyacınız var.
Halının üzerine yastığı yerleştirin. Sırt üstü biçimde halının üzerine yatın. Yastığın bel kısmınızdaki boşluğu doldurduğundan emin olun. Önce sağ sonra sol bacağınızı karnınıza doğru çekip bırakın.Bu yöntem sayesinde hem basenleriniz küçülecek hem de bacaklarınız sıkılaşacaktır.
Sıkı Görünün!
Tüm vücut kaslarını çalıştırmak, kilo vermek için en etkili ve basit yöntemlerden biri yürüyüş yapmaktır. Yürüyüş aynı zamanda kalp sağlığı için de faydalıdır.
Açık havada yürüyüş yapmaya fırsat bulamıyorsanız evin için de yapabilirsiniz. Günde ortalama 15 dakika hafif tempoda evin içinde yürüyebilirsiniz. Vücudunuz yürümeye alıştıktan sonra süreyi artırabilirsiniz.
Yürüyüş için diğer bir yöntem ise hafif yüksek bir sehpa ya da ters çevrilmiş bir kova üzerine basarak step yapmaktır. Step; tüm vücut kaslarını çalıştırır özellikle de basenlerinizin küçülmesini sağlar.
Ölçülü Beslenin!
Kilo vermenin en önemli püf noktası ölçülü beslenmektir. Dilediğiniz her yiyecekten küçük porsiyonlarla yiyin. Eğer kalorisi yüksek bir yemek yediyseniz; enerji yakmak için step, oklava ya da yastıkla çalışma egzersizlerini yapın.
Su İçin!
Cilt, vücut sağlığı ve kilo vermek için en büyük yardımcınız sudur. Günde ortalama 8 bardak su içmeyi ihmal etmeyin. Su; hem vücuttaki yağların yakılmasını sağlar hem de iç organların sağlıklı çalışmasına yardımcı olur.

Dikkat! Bu diyetler beyne zarar verebilir

Her lokmanın beynin işleyişini hem kısa hem de uzun vadeli etkilediğini biliyor musunuz?

Peki, diyet yapanlar kilo vermelerine rağmen neden sinirli ve huzursuzlar? Birtakım firmalar kazansın, zengin olsun, onların reklamları ile medya organları güçlensin diye yılladır nasıl kandırıldığımızı ve aptallaştırıldığımızı biliyor musunuz? Dr. Alan C. Logan “Beyin Diyeti” kitabında, beynimiz için en önemli gıdalardan nasıl mahrum bırakıldığımızı ve beyin sağılığımız için nasıl beslenmemiz gerektiğini anlatıyor.  
İşte beslenme hakkındaki gerçekler.
Tıbbın son keşif alanı olarak tanımlanan beyin, 100 milyar sinir hücresi (nöron) ve çok daha fazla sayıda destekleyici hücreyle (glia hücresi) şüphesiz en karmaşık organımız. Beyin, vücut orkestrasının şefidir. Düşüncelerimizi, eylemlerimizi, duy gularımızı ve temel arzularımızı yönetir. Birkaçını saymak gere kirse kalp atışımız, soluk alıp verişimiz, uyanıklığımız ve uyku muz ve sindirim işlevimiz gibi üzerinde nadiren düşündüğümüz aktiviteleri düzenlemekle sorumludur. Beynin üstlendiği bu yo ğun işleri düşünürsek vücudun sahip olduğu tüm enerji kaynağı nın yüzde 20’sini kullanması çok şaşırtıcı gelmemeli. Bu enerji nin kaynağı nedir? Yanıt basit: Aldığınız besinler. Besinler sade ce beynin gerektiği gibi işlemesini sağlayacak yakıtı sağlamakla kalmaz, beynin yapısını ya da yapı iskeletini de destekler. Aldığı nız her lokmanın beynin işleyişi ve yapısı üzerinde hem kısa hem de uzun vadeli sonuçları vardır. Sizin de göreceğiniz gibi çok sayıda önemli besin (vitaminler, mineraller, karbonhidratlar, proteinler, yağlar ve bitkisel besinler) beynin performansını ve işleyişini uzun vadeli olarak sürdürmesi açısından ciddi derecede etkilidir.
‘Fast food ile beslenmek kavrayış yeteneğimizi kesinlikle köreltir!’
Bilim insanları beynin karışık anatomisini ve fizyolojisini çözmeye başladıkça, akıl sağlığı ve nörolojik sağlık üzerinde be sinlerin etkisini tarih boyunca hafife aldığımız ortaya çıkıyor. ‘Beslenme nörobilimi’ adı verilen bu araştırma alanı emekleme döneminde olsa da şimdiden çok büyük çalışmalar yapılmış du rumda. Çağdaş beslenme tarzının üzücü gıdasal gerçekleri bey nin olması gerektiği şekilde İslemesi ve işlevini sürdürmesi için yetersiz. Evet, kalitesi düşük besinler ve fast food ile idare edebi liriz ama bu şekilde beslenmek kavrayış yeteneğimizi kesinlikle köreltir ve zamanla beyni tıkar. Bilimsel araştırmalar beynin en iyi besinlere gereksinimi olduğunu gösterse de çoğu Kuzey Amerika lı beyinlerini ortalama bir yakıtla çalıştırıyor. Beyin gıdasının ye tersizliği düşük beyin performansına ve hayatın günlük sıkıntı, bezginlik ve zorlanmalarına zemin yaratır.
Yağsız beslenme fiyaskosu!
Karbonhidratlar, proteinler ve yağlar olarak sayabileceğimiz makro besinler beslenmenin başrol oyuncularıdır. Son 30 yıldır hangi makro besinin en iyisi olduğu ve hangi grubun tüketilme mesi gerektiğiyle ilgili birbiri ardına çıkan modalar gördük, 1970’lerin sonunda ve 1980’lerde yağsız beslenme fiyaskosu ve yeni yüzyılın başlarında karbon hidratsız beslenme çılgınlığı yaşa dık. Bu beslenme saçmalıkları, bu efsaneleri yayan gıda şirketle ri ve restoranlara büyük kâr kaynağı oluştururken tüketiciler için özellikle de beyin sağlığı konusunda nispeten çok az kazanç sağ ladı. Düşünün ki beynin kendisinin de yüzde 6O’ı yağdan oluşu yor ve uygun yapı ve fonksiyonunu koruması yağa dayanıyor. Düşünün ki kompleks karbonhidratlar beynin yakıtının sürekli akışını sağlar ve onlar olmadan beyinde önemli kimyasal taşıyıcı ları oluşturan belirli proteinler (amino asitler) daha az olur.
Karbonhidratları diyetinizden kaldırırsanız ne olur?
Protein ve karbonhidratın ciddi şekilde kısıtlandığı diyetle ri yapanlardan, kilo vermelerine rağmen sinirli olduklarını ve enerjilerinin düşük olduğunu çok duydum. Güney Illionis Üniversitesi’nden Dr Brian Butki ve ekibinin 2003 yılında yaptıkla rı bir araştırma, Atkins benzeri diyetler yapanlarda yüksek sevi yede yorgunluk ve keyifsizlik görüldüğünü ve fiziksel aktivite so nucu normalde ortaya çıkan ‘iyi hissetme’ durumunu yaşayama dıklarını ortaya koydu. Kompleks karbonhidratları diyetinizden kaldırırsanız, vücudunuzun temel enerji kaynağını da ortadan kaldırmış olursunuz.
Bunun yanında esmer pirinç, tam buğday ve yulaf kepeği gi bi tam tahılları içeren kompleks karbonhidratlar, beynin işlevleri ni sürdürebilmesi için hayati önemdeki temel besinleri sağlar. Yenmediği için eksikliği ortaca çıkacak temel besinlerin yerine mullivitamin ve mineral takviyesi öneren (düşük karbonhidrat di yeti gibi) diyetler karşısında her zaman temkinli olmuşumdur.
‘Basit şekerler nöronları telefon başında bekletir durur!’
Beslenme modalarının küllerinden iki çok önemli düşünce doğdu: Yağların da karbonhidratların da iyi ve kötüsü var. Elbette her iki kategoride de iyi olan, işleyen ve uzun vadeli beyin sağ lığını destekleyeni var. Aldığımız bu derslere rağmen hâlâ bazı üzü cü gerçekler bulunuyor. Düşünün ki karbonhidratların en önemli kaynağı olan tahıl taneleri, alınan toplam enerjinin yüzde 24’üne denk geliyor. Buna rağmen tahıllardan aldığımız enerji nin sadece yüzde 3,5’inin tam tahıllardan geliyor olması gerçek ten üzücü bir durum. Son iki yüzyılda Batılı ülkelerde rafine şe ker tüketimi sekiz kat arttı ve daha yakın tarihe bakarsak, alkol süz içeceklerde bulunan yüksek früktozlu mısır şurubu 1970’lerde kişi başına 225 gram düşerken 1997’de bu rakam 27 kilogra mı aşmış! Bu basit şekerler geçici bir destek sağlasa da beyin için bir kandırmacadan başka bir şey değildir. Çok kısa bir süre içinde kan şekerinde ciddi bir düşüş olur ve beyin daha fazlasını tüketmek ister. Kompleks karbonhidratlar enerji ve yaşamsal besinlerin yavaş ve sürekli akışını sağlar. Basit şekerler boş kaloriler olarak bilinir ve beyin söz konusu olduğunda boş vaatler gibidirler. Tıpkı ikinci bir buluşma için aramayan bir erkek arkadaş adayı gibi, basit şekerler nöronları (sinir hücreleri) telefon başında bekletir durur.
Kan şekerini aniden yükselten ve ensülin salgısını arttıran hızlı şeker takviyesi, diyabet riskinde artışla ilişkilendirilir. Ensü lin, şekeri kullanılması ve depolanması için kan hücrelerimize yönlendirmekle görevlidir. Zamanla hücreler, sürekli yüksek se viyede ensülin bombardımanına karşı dirençli hale gelebilirler. Sonunda şekeri yönlendirmek için daha fazla ensülin gerekir ve bu gereksinim oldukça yüklü bir miktara ulaşır. Kalp ve damar hastalıkları ve diyabetin yüksel ensülin derecesiyle ilişkisinin iyi bilinmesinin yanında, yeni araştırmalara göre yüksek seviyede ensülin aynı zamanda Alzheimer gibi nörolojik bozukluklar ve depresyon gibi psikiyatrik rahatsızlıklar için risk faktörü oluştu ruyor. Aslında birçok ülkede kişi başına düşen rafine şeker tüketiminin depresyon ve ciddi akıl hastalıklarında artışla ilişkisi vardır.
Vücudumuz dönüştürülmüş yağları ne yapacağını bilmiyor!
Yağlar yıllardır kötü bir üne sahip. Yağsız diyet çılgınlığı ve yağlara atılan iftiralar, sırf birkaç suçlu yakalanacak diye koca bir topluluğu tutuklamaya benziyordu. Yağlar söz konusu olduğun da gerçek ‘suçlular’, doymuş yağlar ve dönüştürülmüş yağ asitle ri denilen insan tarafından değiştirilen yağlardır. Bu iki kötü adamın artık çok sayıda tıbbi rahatsızlık ve bunlara bağlı olarak beyin sağlığıyla ilgisi olduğu biliniyor. Doymuş ve dönüştürülmüş yağ lar katıdır, oda sıcaklığında serttirler. Dönüştürülmüş yağlar margarinlerde ve bazı hazır yiyeceklerde kullanılmak üzere sert yağlara dönüştürülmeden ön ce sıvı haldedirler. Dönüştürülmüş yağlar ‘hidrojene sıvı yağ’ ya da hamur işi yağı’ olarak sıralayabileceğimiz ‘yalancı yağlardır’. ABD hükümeti tarafından yapılan yeni düzenlemeler, tüketicile rin dönüştürülmüş yağları gıdaların üzerindeki etiketlerde tespit edebilmesini sağlıyor.
Genel yağ alımını azaltmamıza rağmen hâlâ toplam enerjimizin yüzde l5’ini doymuş yağ olarak ve günlük yağ asidi tüketimimizin yüzde 7’sinden fazlasını dönüştürülmüş yağlardan karşılıyoruz. Tıp Enstitüsü’nün tavsiyesi göz önünde bulundurulduğunda durum üzücü: “Doymuş yağlar, dönüştürülmüş yağ asitleri ve kolesterolün kronik hastalıkları önlemekte bilinen hiçbir faydası yoktur ve diyetin hiçbir aşamasında gerekli değildir… bu yağların alımının olabilecek en düşük seviyede tutulması tav siye olunur” (Tıp Knstitüsü 2(H)2. Enerji, Knibonhidr.it, Uf, Yağ Asitleri. Kolesterol. Protein. Amino Asitler için Referans Diyet Tüketimleri) Bu yağların ikisinin de kalp ve damar hastalıkları riskini arttırdığı biliniyor. Araştırmalar gösteriyor ki vücudumuz dönüştürülmüş yağları ne yapacağını gerçeklen bilmiyor ve ateş lenerek, kolesterolü yükselterek, diyabet riskini arttırarak kendi ne zarar veriyor. Ateşlenmeye yol açan, kan şekeri seviyesini ve kan dolaşımını bozan doymuş ve dönüştürülmüş yağlar gibi be sinlerle karşılaştığınızda, beyin sağlığına olumsuz etkileri olacağından emin olabilirsiniz.
Kesinlikle ihtivacımız olan iki çeşit yağ vardır: Omega 3 ve omega 6 yağ asitleri. Bu gruplar temel gruplar olarak bilinir çün kü bunları kendimiz üretemeyiz. Bu yüzden besinlerle tüketme ye mecburuz. Temel yağ asitleri beyni sıvı ya da iyi yağlanmış tu tar. Bu temel yağ asitleri bütün sinir hücrelerinin çevresinde bu lunan ve nöron zarı denilen özel bir tabakanın parçasıdır. Nöron zarı bazı önemli mesaj taşıyıcıların küçük gözeneklerden geçtiği yolu sağlamak zorunda oldukları için esnek ya da ‘akışkan’ ol mak üzere tasarlanmıştır, Eğer nöron zarı doymuş yağlar, koles terol ve dönüştürülmüş yağlarla beslenirse sertleşir ve esnekliği ni kaybeder. Nöron zarı gıdasal yağ seçimlerimizin iyi bir göster gesidir. Omega 3 ve omega 6 yağ asitlerinin eksikliğinde ve doy muş yağların aşın tüketiminde, bir sinir hücresiyle diğeri arasın daki iletişim esnek olmayan bir zar yüzünden tehlikeye girer. Birçok kişi için gıdasal yağ seçimleri nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların gelişimini ve tedavi sonuçlarını etkileyebilir.
‘Yediğin ne yerse sen de o’sun!’
Gıdasal proteinler, nörotransmiter olarak bilinen, davranış ve duygu durumunu düzenleyen beyin kimyasallarının yapımın da kullanılan çok önemli amino asitleri sağlar. Örneğin, tryptophan’ amino asidi süt ve hindide bulunur ve “iyi hissetme” nörotransmiteri olan serotonine dönüştürülür. Tryptophan’ın serotonine dönüştürülmesi için bazı vitaminler gerekir ve karbonhid ratlar sayesinde etkili hale gelir. Bu yüzden çoğu kişi Şükran dü nü yemeğinden sonra gevşemiş ve uykulu hisseder. Hindiden alınan tryptophan beyne giden yolu, tatlı patates, garnitür ve kı zılcık sosuyla bulur. Tryptophan ve hindi arasındaki ilişki olduk ça iyi bilinir. Hatta Seinfcld dizisinin hayranları, Jcrry’nin uyutma sı için kız arkadaşını hindi ve şarapla ‘uyuşturduğu’ bölümü hatır layacaklardır. Diğer amino asitler duygu durumu ve enerjiyi dü zenleyen dopamin ve GABA (gamma amino butyric asit) nörotransmiterlerinin üretimi için önemlidir. Araştırmalara göre yiye cekler ve bazı besin takviyeleri, nörotransmiterleri etkileyebilme kabiliyetleri sayesinde birçok psikiyatrik ve nörolojik bozukluğa karşı yararlı olabiliyor.
Kesilmiş süt suyu, doymuş yağ olmaksızın yeterli miktarda yüksek kaliteli protein almanın en iyi yollarından biridir. Kuzey Amerikalılar protein bakımından genellikle eksik kalmaz, prob leme yol açan gıdasal proteinin ‘koşulları’dır. Genellikle protein işlenmiş et, yağlı süt, peynir ve yağlı biftek parçalarından alınır. Çok gerekli amino asitler bu protein kaynaklarında bulunur ama uzun vadede kimyasallar ve doymuş yağlar beyne hücum eder. Hayvan dokusunun gıdasal donanımının, hayvanın yağ asidi tü ketimini yansıttığını ve günümüzün hayvan yetiştirme yöntemle rinin (tohumla besleme) yediğiniz ette çok daha fazla omega 6’ya yol açtığını da göz önünde bulundurun. Ncw Yok Times Mugazincdeki hayvan yetiştiriciliği üzerine yazdığı zekice yazısında (This Stecr’s Life. 31 Mart 2002) Michael Pollan taralından söylendiği gibi eski “Ne yersen o’sun” sözü “Yediğin ne yerse sen de o’sun” olarak değiştirilmeli.

Kaynak: Dr. Alan C. Logan/ Beyin Diyeti

Çocuklara 8 sağlıklı atıştırmalık

Yere düşüp ağladığında mutlu olsun diye eline verilen kraker, yemeğini bitirmesi şartıyla ödül olarak sunulan tatlı, arabada huzursuzlanmaması için çikolata, kendimizi sevdirmenin vazgeçilmez yolu olarak gördüğümüz şeker derken aslında aslında çocuklarımızı abur cubura ve hazır paketli atıştırmalıklara büyükler olarak bizler alıştırıyoruz; oysa büyük bir yanlış yapıyoruz! 

“Peki çocuk hiç mi atıştırmalık yemeyecek?” diyorsunuz şüphesiz; elbette yiyecek. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz “Büyükler çocukları mutlu olsun diye onları atıştırmalıklara alıştırdıkça, yemek onlar için artık bir ihtiyaç değil alışkanlık haline geliyor ve bu da obezite riskini artırdığı gibi kalpten kansere birçok hastalığa zemin hazırlayabiliyor.

Atıştırmalıkları çocuğumuzun olabildiğince az ve yerinde tüketmesini öğretmeli ve hazır ürünler yerine evde kendimiz hazırlamalıyız” diyor. Dr. Neslihan Korkmaz, evde çocuklar için hazırlanabilecek 8 sağlıklı atıştırmalığın tarifini verdi.

• Elma cipsi
2 adet elma, yarım limon, tarçın. Elmaları incecik dilimleyin. Üzerlerine 1-2 damla limon suyu damlatarak parmağınızla yüzeyine yayın. Limon elmaların kararmasını önleyecektir. Yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye dizin ve üzerine tarçın serpin. 100 derece fırında 1 saat tutun. Tercihen gece yapın elmalar tüm gece fırında kendi kendine soğuyan fırında kalırsa çıtır çıtır olur.

• Muz cipsi
2-3 adet olgun olmayan muz,1-2 limonun suyu. Muzları aynı ebatlarda olacak şekilde doğrayın ve yağlı kağıt serili tepsiye birbirlerine değmeyecek şekilde dizin. Üzerlerine kararmamaları için limon suyunu gezdirin. 100°C fırında 1 saat kadar pişirin. Tercihen gece yapın. Muzlar tüm gece kendi kendine soğuyan fırında kalırsa çıtır çıtır olur .

• Yulaflı elmalı Crumble
2 adet elma, 4-5 yemek kaşığı yulaf ezmesi, ¼ bardak kuru çekirdeksiz üzüm, yarım bardak su, ¼ bardak dövülmüş ceviz, 1 çay kaşığı toz tarçın, tercihe bağlı 1 yemek kaşığı tereyağı.
1-2 saat önceden üzümleri suya koyun. Elmaları soyup çekirdeklerini temizledikten sonra ince dilimleyin, tarçını ilave edin. Fırınınızı 180 derecede ısıtın. Küçük bir borcama elmaları yayın. Bir kabın içerisinde rondolanmış yulaf ezmesi, dövülmüş cevizi, üzüm ve su ile tercihe bağlı tereyağını birbirine yedirin ve borcamın içerisindeki elmaların üzerine paylaştırın. Önceden ısıtılmış fırında 10-15 dakika civarında yulafların üzeri kızarıp kıtır bir hal alıncaya kadar pişirin. Ilıkken servis edin. Crumble yazları vişne, şeftali veya kayısı ile de yaparsanız çok lezzetli olur.

• Muzlu Smoothie
2 adet muz, 2 su bardağı yoğurt, 2 yemek kaşığı dolusu bal. Blendıra önce yoğurdu, muzu, balı katıp karıştırıyoruz. Dilerseniz içine buz katıp tekrar karıştırıyoruz. Kıvamı boza gibi olmalı. Bunu diğer meyveleri kullanarak da yapabilirsiniz. Çilek, böğürtlen ve şeftali de çok lezzetli oluyor.

• Bal kabağı tatlısı
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz “Kış aylarının bu sağlıklı atıştırmalığını 2-3 dilim bal kabağı ve 2 yemek kaşığı organik pekmez ile hazırlayabilirsiniz. Bal kabağını iki parmak kalınlığında dilimleyin, pişirme kağıdına sarın. Önceden 200 derecede ısıtılmış fırında 30-40 dakika yumuşayana kadar kalsın. Çıkardıktan sonra soğuyunca üzerine pekmez döküp servis edin” diyor.

• Yulaflı muzlu kurabiye
2 su bardağı yulaf, 2 yemek kaşığı yulaf kepeği, 3 muz, 1 yemek kaşığı kuru üzüm, yarım bardak dövülmüş ceviz. Fırını 180 dereceye ayarlayın, yulafın yarısını rondodan un kıvamına gelinceye dek çekin. Muzları çatal yardımıyla pürüzsüz bir kıvama gelene kadar iyice ezin. Sıcak suda yumuşattığınız üzümleri doğrayın. Geniş bir kâseye yulafın tamamını, yulaf kepeğini, muzu, üzümü, cevizi bir kaşık yardımı ile tamamen karışıncaya dek karıştırın. Yağlı kağıt serilmiş bir fırın tepsisine kaşıkla küçük küçük kurabiye hamurunu porsiyonlayın ve 15 dakika üzeri kızarıncaya dek fırınlayın. Fırından çıkardıktan sonra 15 dakika kadar oda sıcaklığına gelmesini bekleyin ve sonra servis edin.

• Hurma ezmesi
20 tane hurma, yarım su bardağı ceviz, yarım su bardağı rendelenmiş hindistan cevizi. Hurmalar çekirdeklerinden ayrılıp yıkanır ve robotla püre haline gelen hurmalara ceviz ilave edilip tekrar robottan geçirilir. İyice birbirine karışan hurma ezmesi ve ceviz streç film ile sucuk gibi sarılır. Buzlukta iki saat bekletildikten sonra servise yakın çıkarılıp hindistan cevizine bulayarak istenilen şekilde kesilir.

• Lavaş ekmeğinden cips
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz, “5-6 yaprak orta boy lavaşı, ¼ çay bardağı sıvı yağ, karabiber, toz kırmızıbiber, kekik, zerdeçal ve damak zevkinize göre istediğiniz baharatlarla cips olarak hazırlayabilirsiniz. Lavaşlar önce şeritler halinde sonra da her bir şerit üçgen şekilde kesilir. Bir kasede yağ ve baharatlar ile karıştırılır. Yağlı kağıt serili tepsiye yayılan lavaşlar 250 dereceye ayarlanmış fırında ara sıra karıştırmak suretiyle 8-10 dakikada pişirilir. Bu tariflerin sayısını kendi tecrübelerinizle artırabilir ve çocuklarınıza sağlıklı ara öğünler yaratabilirsiniz ” diyor.

Akşam birşeyler atıştırmaktan vazgeçemeyenler için

Akşam yemek yediğiniz için kilo aldığınızı mı düşünüyorsunuz?
Beslenme ile ilgili doğru olarak bilinen pek çok yanlış var. Bu doğru bilinen yanlışlar, halk arasında kulaktan kulağa yayılarak herkesin ortak fikri haline geliyor. Bu yanlışlardan bir tanesi de akşam sekizden sonra yenen yiyeceklerin yakılamayıp, yağa dönüşeceği düşüncesidir. Beslenme ve kilo almayla ilgili yanlışlara dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çağatay Demir, bu konuda aydınlatıcı açıklamalarda bulundu.
Kilo dengesi, tamamen alınan kalori, harcanan kalori ve yapılan egzersizle ilişkilidir. Ne zaman yediğinizin çok önemi yoktur diyen Çağatay Demir, “Gün içinde toplamda aldığınız kalori ve toplamda harcadığınız kaloriye göre kilo alır, kilo verir veya kilonuz dengede kalır. İhtiyacınız olandan fazla kalori aldığınızda vücudunuz aldığınız kalorinin saatine bakmadan bunu yağ olarak depolayacaktır” dedi.
Genellikle akşam saatlerinde insanların daha kalorili yiyeceklere yöneldiğini belirten Çağatay Demir; “Bunların başında film izlerken yenen cips, maç izlerken yenen çerez ve serinlemek için tüketilen dondurma örnek olarak verilebilir. Bu yiyecekler karbonhidrat ve yağ içeriği fazla olduğu için yüksek kalorilidirler. Bu nedenle akşam atıştırmaları geç saat olmasından değil, fazla kalorili olması nedeniyle sakıncalıdır” dedi.
“Dolu bir mide ile kaliteli bir uyku uyumak söz konusu değildir” diyen Çağatay Demir, bu nedenle yatmadan en az iki saat önce yeme içmeyi kesmekte fayda olduğunu ifade etti.
Akşam birşeyler atıştırmaktan vazgeçemeyenler için 

Özellikle yatmadan önceki üç saatte tüketilen acı, yağlı, baharatlı ve asitli yiyeceklerin gastroözefajiyel reflüyü tetikleyebiliyor. Eğer kişinin reflü sorunu varsa özellikle akşam saatlerinde reflüyü tetikleyen turunçgiller, çikolata, baharatlı yiyecekler, yüksek yağ içeren besinler, alkol ve kafein içeren içeceklerden uzak durulması gerektiğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Çağatay Demir, “Eğer televizyon izlerken bir şeyler atıştırmayı seviyorsanız, bu durum sizin fazla yemenize neden olacaktır. Küçük bir kase yemeyi planlarken, hepsini yemiş olarak kendinizi bulabilirsiniz. Bu nedenle sadece yediğiniz yiyeceğe odaklanın” dedi.

Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çağatay Demir, bunlara rağmen yine de akşam birşeyler atıştırmaktan vazgeçemeyenler için düşük kalorili, lezzetli ve her daim buzdolabınızda bulundurabileceğiniz birkaç atıştırmalık tarifi verdi.
Soğuk çorba
1 çay bardağı light yoğurt
2 çorba kaşığı haşlanmış buğday
3 çorba kaşığı haşlanmış nohut
Nane
1 çay bardağı su
Bütün malzemeleri bir kasede karıştırıp üzerine nane serpin.
Tarçınlı komposto
5 kuru kayısı
10 kuru erik
1 çubuk tarçın
4 bardak su
Tercihe bağlı tatlandırıcı
Kayısı ve eriği 4 bardak su ile 15dk haşlayın. Ocağın altını kapatıp çubuk tarçın ve isteğe göre tatlandırıcı ekleyin. Soğuk olarak tüketin.
Müsli
1 çay bardağı light yoğurt
2 çorba kaşığı yulaf ezmesi
1 dilim doğranmış ananas
3 parça dövülmüş ceviz
Bütün malzemeleri kasede karıştırın.
Tarçınlı elma
1 büyük boy yeşil golden elma
Toz tarçın
1 top vanilyalı dondurma
Elmayı rendeleyin, tavada çevirin. Suyunu alınca tarçın serpin. Yanında bir top vanilyalı dondurma ile servis edin.

Sinirlendikçe mi daha fazla yiyorsunuz?

Stres artık herkesin yaşamının baş faktörü, “Stresten yiyorum” ya da “Sinirlendikçe buzdolabını açıyorum” fazla kilonun en büyük mazeretlerinden.

Araştırmalar da depresif dönemlerde insanların çok daha fazla kilo aldıklarını onaylıyor. Obezite ve metabolizma hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya, depresif dönemde yeme isteğinin artmasının nedenleri hakkında bilgi veriyor ve yemeden stresli zamanları atlatmak için önerilerde bulunuyor.

Gerçekte tüm canlıların strese verdiği cevap anoreksi, yani karşılaşılan stresli bir durum karşısında yemeğin kesilmesi ve iştahsızlıktır. Peki nasıl oluyor da tüm canlılar bu reaksiyonu gösterirken, insanlar stres karşısında besin alımını çoğaltıyor? Bu konuda birçok araştırma yapılmış ve sonuçta insanların stresle yemeği artırmasının, öğrenilmiş bir davranış olduğu kantlanmış.

Karşılaşılan stresli bir durum karşısında insan dahil bütün canlıların vücudunda stres hormonları denen başta Kortizol, Adrenalin ve Noradrenalin gibi hormonlar devreye giriyor. Bu hormonların vücuda yaptığı etki kan şekerini yükseltmek, kalp hızını artırmak, damarlarda kasılma yaratmaktır. Aslında bir tür kaçmaya karşı vücudu hazırlamaktır. Yani bir tür savunma mekanizmasıdır. Korkmuş, huzursuz bir durum karşısında aslında bütün canlılar kaçmak gibi bir çıkış yolu ararken insanoğlu buzdolabına gidiyor ve hiç ihtiyacı yokken yemeye başlıyor.

Aslında insanoğlunda da durum hemen böyle olmuyor. Karşılaşılan ilk streslerde insan da diğer canlılar gibi yemeyi kesiyor ve durumla mücadele etmek için başka çıkış yolları arıyor. Yaşanılan birkaç stresten sonra böyle bir durumla karşılaştığında farkında olmadan bir şeyler yediğinde kendini mutlu hissetmeye başlıyor.

Hele hele yenilen gıda karbonhidrat oranı yüksek bir yiyecekse daha çok mutlu olmaya başlıyor. Çünkü bu karbonhidratlar vücutta serotonin ve endorfin denilen mutluluk hormonlarını yükseltiyorlar. Kişi bunu yavaş yavaş öğrenmeye başlıyor.

Yaşadığı üzüntülü bir olay, sinirlendiği bir durum karşısında kendini daha iyi hissetmek için başlıyor yemeye ve özellikle çikolata, tatlı gibi şeker oranı yüksek yiyecekleri seçiyor. Bu durumda da kilo alımı kaçınılmaz oluyor.

Eğer böyle bir durum yaşıyorsanız hiç moralinizi bozmayın. Bununla baş etmeyi öğrenebilirsiniz. İşte strese karşı yemekle mücadele etmenin yolları:

• Bu durumun öğrenilmiş bir davranış modeli olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın ve öğrenilmiş davranışların gerileyebileceğini bilin. Yani bu durumdan bilerek ve yeni bir davranış modeli oluşturarak kurtulacaksınız.

• Bir stresle karsılaştığınızda mutfaktan önce kendinizi dışarı atın. Özellikle gün ışığında yapılan bir yürüyüşün çikolata gibi mutluluk hormonları olan serotonini ve endorfini yükselterek antidepresan etki yaptığı biliniyor. Lütfen canınız sıkıldığında gün ışığında yürüyüş yapın. Kendinizi daha iyi hissettiğinizi göreceksiniz.

• İnsanın kendini ödüllendirmesi de kendini değerli ve mutlu hissettirir. Bir öfke nöbetinde kendinizi bir alışveriş merkezine atın. Kendinize küçücük bir toka bile alsanız en az bir tepsi baklava yemiş kadar mutlu hissettiğinizi göreceksiniz. Üstelik bu durumda baklava sonrası yaşanılan pişmanlık ve suçluluk duygusunu yaşayamayacaksınız.

• İnsanın karşılaştığı stresden kendini en iyi uzaklaştırmasının yolu, aslında ortam değiştirmesidir. Değişik olayları düşünmeye başlamasıdır. Her zaman ortam değiştirmek mümkün olmayabilir. O zaman beyninizi bulunduğunuz ortamdan uzaklaştırabilirsiniz. Bunun için de en iyi yöntem hafif ve sürekliliği olan bir roman okumaktır.

Zayıflamak için büyük tabağınız olsun

Verilen kilolarınızı korumak için bazı davranışları beslenme alışkanlığı haline getirmelisiniz.

Daily Science dergisi ile internet sayfasından derlenen ve ideal kiloda kalabilmenin ipuçlarını veren öneriler şu şekil sıralanıyor.
Yemeklerinizin saatlerini ayarlayın: Kronometrenizi 20 dakikaya ayarlayın. Bu, kendinizi ‘yavaş yiyenler’ den olmak için eğitmenizin ilk adımı olacak. Bu karmaşık bir diyet planının,en temel parçasıdır. 20 dakikadan erken bitirmek yasak! Bu yüzden yemeği küçük lokmalara ayırın ve çok defa çiğneyin. Böylelikle hem çabuk doyacaksınız, yani sofradan tok kalkacaksınız hem de sindiriminize ağızdan başlayacaksınız.
Daha çok uyuyun, daha az kilo alın: Ekstra 1 saat uyumak yılda 7 kilonun verilmesine yardımcı olur. Burada sözü edilen şey aslında, kişinin kalori yani enerji ihtiyacını uykudan karşılaması halinde, güç toplamak için yiyeceklere yönelmeyi kesmesidir. Uykunun “uzun” değil, vücudun ihtiyacını karşılayacak nitelikte olması çok önemlidir. Bu aynı zamanda vücut ısısını da düzenlediği için yağ alımı da azalır.
Sofranızda çeşit çeşit sebzeler, büyük tabaklar: Sizi doyurmayan küçük, yetersiz ve kalori dolu bir porsiyon yerine sofranızı doyana kadar yiyebileceğiniz birkaç çeşit sebzeyle donatın. Buharda, fırında, çiğ, soslu olarak tüketebileceğiniz çeşitli sebze tabakları 1 porsiyon başka türden yemekten daha göz ve karın doyurur.

Çorba gelir, kilo gider: Yemeğe başlamadan önce içeceğiniz 1 kase çorba, sofraya çok aç oturmanızı engelleyecektir. Ayrıca çeşitli sebze ve baklagillerden oluşan bir çorba hem çok besleyici hem de düşük kalorili olacaktır. Yalnız, krema, un ve nişasta katkılı çorba türlerinden bu anlamda kaçınmak gerekir.

Tam tahılı hayatınıza sokun: Beyaz olanların yerine kepekli (esmer) alternatifleri tercih edebilir, lif alımınızı arttırarak vücudunuzdan su ve yağ atabilirsiniz. Üstelik tam tahıllı tercihler besin değeri olarak diğer türlerden daha zengindir. Tam tahıllı unla hazırlanmış bir pizza, waffle veya makarna beyaz unla hazırlanmış olanlarla bir olur mu?
Şarküteriden uzak durun: Kahvaltı ve diğer öğünlerde yüksek tuz ve yağ katkıları ile hazırlanan şarküteri ürünlerinden uzak durun. Böylelikle nereden bakarsanız 100 kötü kaloriyi almaktan kurtulursunuz.
Sevdiğiniz kıyafetler gözünüzün önünde olsun: Giyinmeniz için ‘fit’ olmanız gereken kıyafetlerin göz önünde olması sizi ‘fit’ tutmak için motive eder. Vücut ölçülerinizle ilgili bir hedef ve ideal oluşturmanızı sağlar.
Sosunuzu ve pizza malzemelerinizi değiştirin: Makarna sosu ya da pizza malzemesi olarak şarküteri ürünlerini tercih etmek yerine sebze, mantar ya da beyaz et gibi seçeneklere yönelin! İçine pişerken yağ eklemek yerine pizza veya makarnanız piştikten sonra 1 tatlı kaşığı zeytinyağı gezdiriniz.
Şekerli ve gazlı içecekler yerine: "Sıfır" kalorili içecekler, kalori olarak bir şey ifade etmeseler de vücutta su tutulmasına neden olur, zaman içerisinde aspartam içeriği nedeniyle tatlı isteğine yol açar. Bunlar yerine taze limonata, ayran, soğuk meyve çaylarını tercih ediniz.
Kısa tombul bardak yerine, ince uzun bardak: Bu sayede yüzde 25 ile yüzde 30 daha az şekerli içecek tüketip daha çok doyum elde edebilirsiniz.
Alkolü sınırlayın: Alkol tüketiminizi sınırlayın. Küçük porsiyonlar halinde alkol tüketin. Alkol oranı düşük içecekleri tercih edin. Mayalanmış olanlardan çok fermente edilmişleri tercih edin, damıtılmış olanlardan uzak durun. Haftanın en fazla 2 günü alkol alın. Eğer bir sosyal içiciyseniz ortama 1 bardaktan küçük yudumlar alarak katılın ve geceyi 1 bardakla tamamlayın.
Yeşil çay için: Yeşil çay içmek iyi bir kilo verme metodudur. Yeşil çayın kalori yakma performansının yüksek olduğu bilinmektedir.
Zihninizi dinginleştirin: Yasak tabaklara yönelmemizin temelinde psikolojik iniş çıkışlar yatar. Kimi zaman kendimizi yatıştıracak ve bizi yalnızca yemek düşündürtmeyecek sakin aktiviteler bulmalıyız. Yoga ve meditasyon en ideal olanlarıdır.
Evde yiyin: Evde pişen bir yemeğin hijyeni tartışılmaz, kalorisi de öyle…Dışarıda yemekten çok hoşlandığınız bir yemeğinin tarifini evde daha sağlıklı malzeme ve pişirme teknikleri ile ayarlayabileceğiniz gibi evde porsiyon ve içerikleri kendi isteğinizle ayarlayabilirsiniz.
Yerken “dur” düğmesine basabiliyor musunuz?: Bazı kişiler de doğal bir biçimde otokontrol vardır ve onlar durmaları gereken yeri bilirler. Onların sırrı şu: Çatalı ellerinden bıraktıktan sonra tek lokma bile almazlar,sohbet eder ya da sofrayı terk ederler.
Acı naneli sakız çiğneyin: Acı naneli sakız çiğnedikten sonra baştan çıkarıcıların lezzeti, o kadar da baştan çıkarıcı olmayacaktır.
Porsiyonlarınızı iyi ayarlayın: Sebze ve salatalar tabağın en geniş yerini alabilirler. Köşede kalan ufak nokta ise karbonhidratların veya etindir.

Dünyada en çok tercih edilen 8 diyet

Günümüzde kilo verme veya o anki kilo durumunu koruma amaçlı yaşam biçimi olarak kabul edilen gıda ve içecek tüketimi olarak da tanımlanan diyet, coğrafi bölgelere ve tüketim alışkanlıklarına dayalı yüzlerce farklı seçenekte karşımıza çıkıyor. İşte dünyada en çok tercih edilen 8 diyet ve ayrıntıları…

Atkins diyeti
ABD’li kardiyolog Robert Atkins tarafından geliştirilen Atkins diyeti, vücuttaki insülin oranının ani yükseliş ve düşüşlerini engelleme prensibine dayanıyor. Atkins diyetinde rafine karbonhidratların vücutta ensülin seviyesinin hızla yükselmesine, sonra da hızla düşmesine neden olduğuna, bu döngünün de kişinin daha çok yeme isteğiyle sonuçlandığına işaret ediliyor.

Bugüne kadar çok sayıda kişinin beslenme düzenine öncülük eden Atkins diyeti, kişiyi normalde tükettiğinden daha fazla protein almasına teşvik ettiği gerekçesiyle kimi diyetisyenler ve beslenme uzmanları tarafından eleştiriliyor. Diyetin özellikle eleştirilen bir diğer yönü de, uygulayıcıları tarafından bir yaşam biçimi olarak benimsenmesinin zorluğu ve bir süre sonra bırakılması.

Alan diyeti
Dr. Barry Spears tarafından geliştirilen Alan diyeti, beslenme düzeninde yüzde 40 oranda karbonhidrat, yüzde 30 yağ ve yüzde 30 protein tüketimi prensibine dayanıyor. Rafine edilmemiş karbonhidratlar ve yağların tüketimine ağırlık verilen Alan diyetinde, işlenmiş ürünler yerine karbonhidrat ihtiyacının meyvelerden ve lif bakımından zengin sebzelerden karşılanması tavsiye ediliyor.

Alan diyeti, diğer diyetlerden farklı olarak, alınan kalori miktarının azaltılmasını öngörmüyor, yiyeceklerin “doğru şekilde bölüştürülmesini” öneriyor. Her öğün, bir porsiyon et, bunun iki katı oranında iyi karbonhidrat ve zeytinyağı, fındık, ceviz gibi “iyi” yağlar tüketiyorsanız, sağlıklı bir alanda yaşamayı sürdürüyorsunuz demektir.

Vejetaryan beslenme
Vejetaryenliğin farklı türleri olmasına karşın, lakto ovo vejetaryenlik en sık görülen tür olarak biliniyor. Lakto ovo vejetaryenler, yumurta, süt ürünleri ve bal dışında hayvansal gıda tüketmiyorlar. Son yıllarda yapılan araştırmalar, vejetaryenlerin daha ince görünümlü olduklarını, metabolik hastalıklara daha nadir yakalandıklarını ve daha uzun yaşadıklarını ortaya koyuyor.

Veganlar
Vegan beslenme, bir diyet yönteminden daha çok, net bir yaşam biçimi, yaşam felsefesi olarak kabul ediliyor. Veganlar, bal, süt ürünleri ve yumurta dahil, hiçbir hayvansal gıdayı tüketmiyor, bu beslenme biçimini sağlıklı yaşamak kadar, çevresel ve etik gerekçelerle seçiyor. Tüketilen gıdaların yeterince çeşitlendirilebilmesi durumunda, veganlar, lakto ovo vejetaryenler gibi, sağlık konusunda birçok avantaja sahip oluyorlar.

Kilo avcıları
ABD’de 1960’ların başında kilo veren ve tekrar almaktan korkan bir ev kadını tarafından başlatılan hareketin, 30’dan fazla ülkede taraftarları bulunuyor. “Kilo avcıları”, internet ortamında, düzenlenen toplantılarda sık sık bir araya gelerek, hem birbirlerine destek oluyor, hem de diğerlerini denetliyor. Avcılar, diyet ve egzersiz yoluyla vücut kütle endeksini 20-25 aralığında tutma konusunda birbirine destek oluyor.

South beach diyeti
Bir kardiyolog ve bir beslenme uzmanı tarafından geliştirilen diyet de kandaki şeker oranının düşük tutulması ve özenle seçilmiş karbonhidrat tüketimi prensibine dayanıyor. Diyet, sürekli çok az yağ tüketimi yerine, iyi yağlar olarak kabul edilenlerin tüketilmesini, aksi takdirde diyetin beslenme alışkanlığına dönemeyeceğini savunuyor.

Çiğ gıda tüketimi
Çiğ beslenme yöntemini seçenler, çoğunluğu organik olmak üzere, tamamen bitkisel temelli ve hiçbir şekilde işlenmemiş gıdaları tüketiyorlar. Bu beslenme biçiminde, tüketilen gıdaların en az üçte iki pişirilmeden alınıyor. Çiğ gıda tüketenlerin tamamına yakını hayvansal gıdayı diyetine dâhil etmiyor.

Akdeniz diyeti
Yapılan değerlendirmede, popüler diyetler arasında tüketilen ürün çeşidi, zenginliği bakımından en sağlıklı ve başarılı beslenme türleri arasında gösteriliyor. Güney İtalya, özellikle de Yunanistan’ın Girit adasındaki beslenme biçiminin esas alındığı bu diyet, bol miktarda taze sebze ve meyve, tahıl, tohum, peynir, yoğurt, et olarak bol miktarda balık, az miktarda kırmızı et ve bolca zeytinyağı, makul oranda şarap tüketimine dayanıyor.

Düz bir karın için gerekli 6 tüyo

Çok sayıda insan daha güzel ve fit görüntü sağladığı için düz bir karına sahip olmak istiyor ancak uzmanlara göre, bunun için kısa süreli bir çabadan fazlası, zaman ve emek harcamak gerekiyor.

Hemen herkesin hayalini kurduğu düz bir karına sahip olmanın yolu sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizden geçse de kimi zaman bunlar için gerekli vakit kalmayabiliyor.

“Uzun zamandır beklediğiniz arkadaş düğününde istediğiniz elbiseye sığmak istiyorsanız veya sunumunuzun olduğu o iş toplantısında pantolonunuzun kat kat durmasını istemiyorsanız ufak birkaç tüyo ile günü kurtarabilirsiniz” diyen Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, düz bir karına sahip olmak için uygulanabilecek 7 kolay tüyoyu şöyle aktarıyor:

1- Duruşunuzu değiştirin:
Gün içerisinde genelde boyun ve sırt kaslarımıza yüklenerek duruyoruz. Karın kaslarımız nerede ise hiç çalışmıyor. Dengeli ve dik bir duruş karın kaslarınızı kullanmanızı sağlayacağı için karnınızı daha düz gösterecektir. Gün içerisinde karın kaslarınızı hafif gergin tutmayı alışkanlık haline getirdiğinizde sadece boyun fıtığı riskiniz azalmaz, düzgün bir beden posturü yakalayarak, daha düz görünen bir karına sahip olursunuz.

2- Su için: 
Düzenli su tüketimi sindirimin tam olarak yapılmasını ve vücutta kan dolaşımının düzenli olmasını sağlar. Bu da şiş karnınızın ve ödemli bir vücudunuzun olmasını engeller. Günde 1,5-2 litre düzenli su tüketmeye özen gösterin.

3-Kabızlıkla mücadele edin: 
Tuvalete yeteri kadar vakit ayırmamak, düzensiz su tüketimi, hareketsizlik kabızlığın en büyük nedenleridir. Araştırmalar, stresin kadınlarda daha fazla kabızlığa yol açtığını gösteriyor. Mümkün olduğu kadar sakin kalmaya çalışın ve tuvalette zaman geçirin. Kabızlık probleminiz hâlâ çözülmüyorsa probiyotik yoğurt ve kefirden destek alın.

3- Lokmanızın farkında olun:
Yavaş yemek hem sindirimi kolaylaştırarak midenizin şişmesine ve kan şekerinizin hızlı yükselmesine mâni olur hem de daha kolay şekilde ve daha az bir besin ile doymanızı sağlar. Bir lokmayı en az 10 kez çiğneyerek tüketirseniz yılda 3-4 kiloyu fark etmeden verebilirsiniz.

4- Yemekte konuşmaktan ve asitli içecek tüketmekten vazgeçin: 
Konuşarak yemek ve yemekte asitli içecek tüketmek daha fazla hava yutmanıza sebep olacağından ötürü kendinizi daha şiş hissetmenize ve karnınızın şişmesine neden olur. Sohbeti yemek sonrasına kaydırın ve asitli içeceklerden vazgeçin.

5- Sakız çiğnemeyin: 
American College of Gastroenterology’nin açıklamasına göre sakız daha fazla hava yutmanıza sebep olarak karın şişliği yaratıyor. Nefesinizi tazelemek istediğinizde nane ve karanfili deneyin.

6- Rahatlayın: 
Stres vücutta bazı hormonların sentezini değiştirerek daha sık kabız olmanıza yol açar. Aynı zamanda stresle birlikte artan kortizol ile vücudunuz alarm durumuna geçer. Şişkinlik hissinden kurtulmak için her gün en az 20 dakika gerçekten rahatladığınız bir aktivite ile uğraşmanız gerektiği uzmanların ortak görüşü.

Daha Fazla Yağ Yakın!

Yıllardır ‘yağ yakma aralığı’ diye adlandırılan hafif egzersizlerin esiri olduk. Meğer gerçek o kadar da basit değilmiş. İşte daha fazla yağ yakma yöntemleri!

Bize hep yağ yakma aralığına ulaşabilmek için ağır değil hafif egzersiz yapmamız gerektiği anlatıldı. Meğer o kadar da basit değilmiş. Maksimum nabız atışının yüzde 60-70 oranı yoğunluğunda hareket ettiğinde, egzersiz sırası ve sonrasında daha az kalori yakıyorsun. Metabolizmanı çalıştırabilmek için çok daha hızı hareket etmen gerekiyor.

Hareket yoğunluğunu gözünün önünde canlandırmaya çalış. Masanda otururken ya da bir toplantıya yürürken fazla efor harcamıyorsun. Missouri’deki Truman Devlet Üniversitesi Sağlık ve Egzersiz Bilimi Fakültesi’nden Doktor Alex Koch, kas gücü harcamadığın zaman daha fazla kalori yaktığını söylüyor. İşte bu yüzden yağ yakma aralığı çok cazip geliyor. Tabii ki bu, masanda oturarak veya koridorlarda dolanarak kilo verebileceğin anlamına gelmiyor. Kardiyo ve ağırlık çalışmaktan kaytarmak o kadar da basit değil.

Koch, hareketsizce otururken dakikada bir, iki kalori yaktığını ama ciddi bir yağ kaybın olmayacağını vurguluyor. Skalanın öbür ucunda ise nabız atışını yağ yakma aralığının çok ötesine taşıyan yoğun egzersiz çeşitleri var. Bu noktada vücudun acilen enerjiye ihtiyaç duyar. Böylece yağ yerine dolaşım sistemine daha hızlı giriş yapan karbonhidrat yakmaya başlar. Ne kadar yoğun çalışırsan o kadar fazla kalori kaybedersin. Koch, maksimum efor sarf ederken dakikada 20-30 kalori yaktığını söylüyor. Ne kadar çok kalori yakarsan o kadar hızlı kilo verirsin.

Araştırmalar da ne kadar fazla egzersiz yaparsan o kadar yağ yakacağını doğruluyor. Koch, interval egzersiz gibi az ve çok yoğun hareket aralıklarını harmanladığın programlar uyguladığında, epinefrin hormonu salgıladığını böylece hareketsiz olduğunda bile kalori yakmaya devam ettiğini söylüyor. Medicine & Science in Sports & Exercise’a göre, 20 dakika boyunca yüksek süratte pedal çevirenler, bir saat boyunca hafif süratli pedal çevirenlerden daha fazla kalori yakmış.

Koch, yağ yakma aralığında yapılan egzersizin bu faydayı sağlamadığını belirtiyor. Bütün bunlar hafif süratli egzersizleri tamamen boş vermen gerektiği anlamına gelmiyor. Düşük süratli hareketler egzersizin bir bölümünü oluşturmalı. Isınma ve yoğun bir egzersiz sonrası yapılan rahatlama turu sayesinde vücut kaslarını gevşetebilirsin. Aynı zamanda stresi azaltıp kardiyovasküler sağlığını ve kemiklerini geliştirir ve tabii ki kalori de kaybedersin.

Ne var ki hızla yağ yakmak istiyorsan interval training prensiplerini uygulamalısın. Hızla spor yaptığın kısa aralıklarla kombinlediğin hafif süratli hareketler yaptığında, yağ yakma aralığına ulaşmış olacaksın. Bu “yeni” yağ yakma aralığı sadece tek aralıktan oluşmuyor. Çeşitli sürat seviyelerinde uygulanan farklı kardiyo hareketlerini doğru kombinlersen, hızla yağ ve kalori kaybetmeni sağlayacak bir kokteyl elde edeceksin.