Alışverişe çıkınca kalori de yakılır mı?

2 bin deneğin katıldığı araştırmaya göre, indirimi yakalamak için alışverişte yılda toplam 250 kilometreye yakın yol kateden kadınların yarısından biraz fazlası, bir alışveriş gününden sonra kendilerini spor salonunda egzersiz yapmaktan daha yorgun hissettiklerini belirtiyor.
Kadınların alışveriş sırasında ortalama 4,7 km yol katetmelerine ve mağazaları taramak için haftada 2,5 saat harcamalarına karşın, erkekler ortalama 2,4 km yol katediyor ve haftada 50 dakika sarf ediyor.
Kadınlar alışveriş sırasında doktorlar tarafından tavsiye edilen günlük 10 bin adımın dörtte üçüne yakınını yerine getirerek, 7 bin 305 adım atıyor.
Araştırmaya katılan 10 kadından 9’u, büyük bir alışveriş için eşofman veya rahat ayakkabılar giydiğini açıklarken, üçte ikisi bunu geçerli bir sportif egzersiz olarak görmediğini belirtiyor.
Denek kadınların üçte biri haftada bir kez “ciddi” alışveriş yaptığını, 10 kadından 8’i de arkadaşlarıyla gittiğinde daha uzun alışveriş yaptığını ve daha çok gezdiğini kabul ediyor.
Kadınların yüzde 45’i de ara ve mola vermeden “yıkılana dek alışveriş” yaptığını söylüyor.
Araştırmanın verilerine göre, haftada iki kez alışveriş yapan kadınların, ayda 2 kiloya yakın kilo kaybetmelerini sağlayacak kadar “egzersiz” yapmış gibi olacakları hesaplanıyor.
Düşük kalorili bir tatlı üreticisi tarafından bu konuda yapılan bir başka araştırmada da uzmanlar kadınların rafları taradıkları her beş dakikada beş kalori, yılda yaklaşık 48 bin kalori yaktıklarını hesap ediyorlar. Bunun günlük 1940 kalori alımı tavsiye edilen kadınların 25 gününe bedel olduğu belirtiliyor.
3 bin kişinin katıldığı bu araştırmada da kadınlar, ayda 11 kez alışverişe çıktıklarını ve yaklaşık 13 saat harcadıklarını açıklıyorlar.
Araştırmacılar, 3 saatlik bir alışverişin 495 kalorilik bir Big Mac hamburgeri, iki saatlik alışverişin de 283 kalorilik kremalı bir kahveyi yakabileceğini hesaplıyorlar.

Yemek konusundaki kötü alışkanlıklar

Kiloların eriyip gitmesini istiyorsan, aşağıda saydığımız alışkanlıklardan kurtulman gerekiyor.

Türk popunun vazgeçilmez kafiyesi tuzak-uzak kelimeleri buradaki ana temayı anlatmamıza yardımcı olabilir. Yazının devamında yer alan beş adet tuzaktan uzak durabilirsen, kıyafetlerini bir beden daha küçük almaya başlarsın. 

İşte yemek konusundaki kötü alışkanlıkları yenmek için uzman tavsiyeleri:

HIZLI YEMEK

YENİ ALIŞKANLIĞIN: Frene basmak. 
Yapılan bir araştırmaya göre, tabağındaki yemeği hızlıca yemesi istenen kadınlar yavaş yiyenlere oranla daha çok yemek yiyor. Kendini frenlediğin zaman beyin karnının doyduğuna dair sinyalleri erken alıyor ve yemeği kesmeni söyleyebiliyor.

BUNU DENE: Lokmalarını say. 
Kadınlardan her lokmayı 15-20 kere çiğneyerek yemeleri istendiğinde, yavaşlamışlar ve bir sonraki lokmaya geçmeden durmuşlar.

ÇALIŞIRKEN YEMEK

YENİ ALIŞKANLIĞIN: Yemeğine odaklan. 
Cornell Üniversitesi’ndeki Food and Brand Lab araştırmacıları yemek sırasında birden fazla işle meşgul olma üzerine çalışırken dikkati dağılmış olanların yüzde 30 ile 50 daha fazla yediğini gözlemlemiş.

BUNU DENE: Yemeğin miktarını ölç. 
Food and Brand Lab yöneticisi Doktor Brian Wansink insanların tabağın boyutuna odaklandığı zaman ne kadar yediğine çok daha fazla dikkat ettiğini belirtiyor.

STRESLİYKEN YEMEK

YENİ ALIŞKANLIĞIN Sadece açken ye. 
Boston Üniversitesi’nde görevli Beslenme Uzmanı Joan Salge Blake. “Canın sıkkınken yiyeceğin yüksek oranda karbonhidrat içeren sandviçin seni bir anda rahatlatacak bir serotonin salgılamasına neden olur” diyor. Ama bunun sonunda kan şekerin aynı hızda düşüşe geçecek ve midenin daha da fazla kazındığını hissedeceksin. 

BUNU DENE Kumbara al. 
Blake. “Sandviç almak istediğin zaman buna diren ve o parayı kumbaraya at” diyor. Gittikçe ağırlaşan kumbarayı görmenin, mide kazınmalarının üstesinden geldiğini göreceksin.
TABAK SIYIRMAK

YENİ ALIŞKANLIĞIN Yemeğin yarısını tabakta bırak. 
Araştırmalar şunu gösteriyor Konu atıştırmak olduğu zaman, özellikle Amerikalılar, iç etkenlerdense (Cidden aç mıyım?) dış etkenlere odaklanıyor (Tabakta yemek kaldı mı?). Wansink çalışmalarında olabildiğince sulu bir sosa sahip bir tabak makarna sunduğu insanların son damlasına kadar tabağı silip süpürdüğünü görmüş. Daha da kötüsü tabak boyutlarının son zamanlarda genişlemiş olması.

BUNU DENE Yemeğini sevgilinle paylaş. 
Küçük porsiyonlarda bir yemek sipariş et. Şunu da deneyebilirsin: Yemeğinin yarısını daha yemeğe başlamadan paket yaptır. Araştırmalar yemeği sadece görmenin ve koklamanın bile mideni guruldatmaya başlatacak olan hormonların salgılanmasına neden olduğunu ortaya koyuyor. Aç olmasan bile.

ANA YEMEK OLARAK HEP ET YEMEK

YENİ ALIŞKANLIĞIN: Ete garnitür gözüyle bak. 
Etoburluğunu bir kenara bırakmayı başarırsan kalorileri de azaltmaya başlayabilirsin. Blake’ın kuralı: Etin yanında, onun iki katı oranında farklı şeyler ye. (Çok az tavuk parçası ve haşlanmış sebzeler…)

BUNU DENE: Sebzeleri et pişirir gibi pişir.
Marine et, baharat ekle ya da ızgarasını yap. Hepsi mümkün. Biftek yediğin zamanki yan tatları verebilecek şeyleri denersen kendini sebzeyle tatmin edebildiğini görürsün. Haftanın altı günü sebze yemenin karşılığı olarak sadece bir gün ana yemek olarak et yiyerek kendini ödüllendir. 

Kilolarından şikayetçi olanlara

Hareketsiz bir yaşam sürdürüyoruz, merdiven yerine asansör, yürüyüş yerine arabayı tercih ettiğimizde harcayabileceğimiz 200 – 400 kaloriyi kiloya dönüştürüyoruz. Dengesiz besleniyoruz, dengeli bir beslenme yerine kolayımıza gelen ama besleyici değeri olmayan yiyecekleri tercih ediyoruz. 

Sebzeli bir öğün yerine yağlı, hamurlu yiyecekleri yiyoruz. Hem vitamin – mineral almıyoruz hemde 250-400 kalori yerine 1000 kalori almış oluyoruz. Bunun yerine sebze, meyve, et, yoğurt,karbonhidratı dengeli bir öğün yemeliyiz.

Zayıflamak için ilaçlar kullanıyoruz.

İdrar söktürücü diüretikler vücuttan yağ kaybını değil su kaybını sağlar. Tartıda kilo daha az görünse de yağlar olduğu gibi duruyordur.

Metabolizmayı hızlandırıcı ilaçlar kilo vermede çözüm olamazlar. Hatta uzun vadede düzenli çalışan metabolizmanın bozulmasına neden olabilirler. Bazı zayıflama ilaçları zayıflamaya yardımcı olmadığı gibi bir çok yan etkinin oluşmasına neden olabilirler.

Spor yapmıyoruz. Haftada 5 gün 45 dakika yada haftada 3 gün 1 saat spor yapmamız gerekiyor. Özellikle metabolizmamızın düzenli çalışması için bu çok önemlidir.

Günlük 30 gr. olan çözünür ve çözünmez lif ihtiyacımızı yeterli almıyoruz. Yeterli sebze ve meyveyi yesek bile günlük lif ihtiyacımızı karşılamıyor. Bu nedenle mutlaka lif oranı yüksek diyet ürün takviyesi yapılmalıdır.

Kolayımıza geldiği için fast-food yiyeceklere hayatımızda fazla yer veriyoruz. Hem yağ oranları dolayısıyla kalorileri çok yüksek (1 öğün yaklaşık 1000-1100 kilokalori) hemde bir öğün için çok dengesizler. Bu nedenle hayatımızda hiç olmamaları geekir.

Geç saatlerde fazla yemek yiyoruz. Özellikle akşam yemekleri geç saatlerde ve çok fazla yenir. Çorba , ana yemek , pilav veya makarna , tatlı , meyve derken vücuda sindirebileceğinden çok fazla yemek göndermiş oluyoruz. Yemek sonrasında da hiç hareket etmediğimiz için yediğimiz herşey yavavş yavaş sindiriliyor ve bu da kilo almamıza neden oluyor.

Bisküvi , çikolata , kuruyemiş , cips gibi yiyeceklerden öğün oluşturuyoruz. Özellikle iş yerinde yemek yiyemediğimiz zamanlarda açlığımızı bastırmak için bu yiyecekleri tercih ettiğimizde vitamin ve minerali olmayan ayrıca kalorisi çok yüksek bir öğün oluşturmuş oluyoruz. Örnek vermek istersek 2 adet bisküvi yediğimizde 1 dilim ekmek kadar kalori almış oluyoruz. Bunun yerine 1 kase yoğurdun içersine %85 oranında lif içeren 1 / 2 poşet Diet Life Plus koyduğunuzda hem vitamin mineral açısından hemde Protein , karbonhidrat ve yağ oranı açısından dengeli bir öğün oluşturmuş oluruz. Bu öğünün kalorisi sadece150-200 kalori arasında.

Sebze ve meyveyi yeterli tüketmiyoruz. Günde 5-6 porsiyon çiğ sebze ve meyve tüketmemiz gerekirken ancak 2-3 porsiyon tüketiliyor. Özellikle vitamin deposu olan bu gurup yiyecekleri tam tüketmek gerekir. Hem besleyici değerleri yüksek hemde kalorileri çok düşük.

Kendimizi unutuyoruz. Her alınan 1-2 kiloyu ‘nasılsa veririz ‘ deyip kabul ediyoruz. Oysa 1-2 kiloyu vermek çok kolayken hızla artan 10-15 kiloyu vermek çok daha zordur. Bu nedenle en kısa zamanda alınan kilolardan kurtulmak gerekir.

Aç kalmadan zayıflamanın formülü

Kilo problemi artık günümüz insanının en önemli sağlık sorunu haline geldi. Tüm çabalar ve araştırmalar fazla kilolardan kurtulmak için. Ancak bu görüldüğü kadar zor değil. Yapmanız gereken sadece yediklerinize dikkat etmek. 

Öncelikle unu rafa kaldırın. Kahvaltı dâhil her öğünde protein alın. Tahıllı ve unlu gıdaları şimdilik ortadan kaldırın. Ekmek ve makarna da kesinlikle bunların arasında yer alıyor.

Akşamları yemeyin
İşlenmemiş gıdalarla beslenin. Yediğiniz besinlerin yüzde doksanı avlanmış, yakalanmış, yerden toplanmış ya da ağaçtan koparılmış olmalıdır. Nişastayı günde sadece bir porsiyona düşürün. Bu porsiyonu akşam yemeğinde tüketmeyin. En iyi seçenekler yulaf ezmesi, patates ve baklagillerdir.

Meyve konusunda aşırıya kaçmayın. Günde en fazla iki defaya mahsus olmak üzere, şeker oranı düşük, lifi yüksek türden meyveler yiyin. Elma, armut, erik, çilek ve kiraz gibi meyvelerin hepsi çok iyi seçimlerdir. Muz bu sınıfa girmez. Şimdilik meyveler tek başına ya da kuruyemiş veya peynir gibi hafif şeyler eşliğinde yenmelidir. Meyve suyu içmeyi ise bırakmalısınız.

Süt ve alkolü azaltın
Süt ve süt ürünlerini, özellikle de inek sütünü şimdilik azaltın ya da ortadan kaldırın. İstisnai durumlar: Makul oranda peynir ve ara sıra da yoğurt ama yağsız olanından değil (haddinden fazla şeker içerir). Alkolü azaltın. Araştırmacılar ne derlerse desinler, alkolü bırakmanız size sağlığınızdan hiçbir şey kaybettirmez. Alkolde meyvelerden ve sebzelerden alamayacağınız hiçbir şey yoktur.

Zeytinyağı kullanın
Ayçiçek ve mısırözü gibi bitkisel yağlar kullanmayı bırakın. Bunların yerine zeytinyağı kullanın. Ne türden yağlarla beslendiğinize dikkat edin. Aldığınız yağ miktarı, bu yağın türünden belki de daha az önem taşır. En kötüleri de kızartmalar, margarin ve hidrojenli ya da kısmen hidrojenli yağlar içeren türden olanlarıdır. En iyisi balıkta bulunan Omega-3′lerdir. Adeta saplantılı bir biçimde su için. Her gün en azından sekiz bardak…

Diyet yaparken neden fazla acıkıyoruz?
Kilo alıyor, veriyorsunuz, kilo alıyor, veriyorsunuz. Diyet yoluyla kilo veren kişilerin çoğunun verdikleri kiloların birkaçını geri alması, ardından birkaç kilo daha alması üzücü bir durum. Bilim bunun ardında yatan nedeni bulmaya çok yaklaşmış olabilir.

Yeni bir araştırmaya göre, yakınlarda keşfedilen mideyle ilgili bir hormon vücudun kalıcı kilo kaybına karşı neden bu kadar dirençli olduğunun açıklanmasına yardımcı olabilir. Ghrelin olarak bilinen hormonun, insanlarda açlığı düzenlediği kanıtlanacak olursa, obezite tedavisi için daha güçlü açlık yatıştırıcılar üretmenin anahtarı ele geçirilebilir.

Amerika’da yapılan araştırmadan çıkan sonuca göre diyetlerinde değişiklikler yaparak önemli miktarda kilo vermeye çalışan kişilerin sicili tam bir felaket. Büyük çoğunluğu zaman içinde verdikleri tüm kiloları geri alıyor.

Diyette değişiklik
Öte yandan yiyeceklerin, midenin büyük bir bölümü ve küçük bağırsakların bir kısmına uğramadan başka bir yoldan verildiği bypass ameliyatını geçirdikten sonra kilo veren obesite hastaları için bu durum geçerli değil. Araştırmalar bu hastaların çoğunun önemli miktarda kilo kaybetmekle kalmadıklarını, kilolarını uzun yıllar muhafaza ettiklerini ortaya koyuyor.

Ghrelin öncelikli olarak midede üretildiğinden Washington Üniversitesi araştırmacılarından David E. Cummings ve meslektaşları hormonun daha az salgılanmasının mide ameliyatı geçiren hastaların kilo verdikten sonra aynı seviyede kalmalarının nedenini açıklamaya yardımcı olabileceği varsayımını ileri sürüyorlar. Ghrelin’in iki yıl önce keşfedilmesinden bu yana fareler üzerinde yapılan çalışmalar, hormonun güçlü bir iştah açıcı olduğunu gösterdi. İnsanlardaki hormon seviyelerinin de öğünlerden kısa süre önce arttığı, ardından da hemen düştüğü ortaya kondu.

Kozmetik ürünler gebelikte zararlı

Kozmetik ürünler gebelikte zararlı

Kozmetik ürünler gebelikte zararlı

Güzellik ürünlerindeki BPS kimyasalının annelik içgüdüsünü olumsuz etkiliyor.

Kozmetik ürünlerinin hamileler için zararlı olduğu bildirildi.

ABD’deki Massachusetts Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan deney, deodorant, parfüm ve ruj gibi ürünlerde bulunan ve karşı cinsin rollerinin benimsenmesine neden olan Bisfenol S (BPS) kimyasalının annelik içgüdüsünü olumsuz yönde etkilediğini ortaya koydu.

Çalışmada, iki ayrı deney grubundaki farelere düşük bir doz ve düşük iki doz BPS verilirken, bir grup da kontrol grubu olarak belirlendi. Farelerin yuva kurma yetenekleri, yavrularına bakmaları ve diğer annelik davranışları 3 farklı zaman diliminde gözlemlendi.

Düşük dozda BPS’nin annenin bebeğine adapte olmasını olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyan araştırmada, düşük dozda BPS’ye maruz bırakılan dişi farelerin yavrularının yüzde 10’unun öldüğü belirlendi.

Araştırmayı yürüten bilim insanlarından Laura Vandenberg ve Mary Catanese, BPS’nin annelikle ilgili sinirsel bağlantıların yanı sıra içgüdüsel annelik davranışlarını etkilediği ifade etti.

BPS’ye maruz kalan dişi farelerin yavrularının ölümlerinin şaşırtıcı bir biçimde arttığına dikkati çeken Vandenberg ve Catanese, hamilelere güzellik ürünleri kullanmaktan kaçınmaları uyarısında bulundu.

BPS’nin ayrıca iç salgıları engellediğini vurgulayan araştırmacılar, rahimdeyken düşük dozda BPS’ye maruz kalan fare yavrularının yüzde 10’unun öldüğünü aktardı.

Günde 2 mikrogram BPS’ye maruz kalan anne farelerin yüzde 10’unun da yavrularına ilgisiz davrandığı, hatta bazılarının yavrularını öldürdüğü gözlemlendi.

Hamilelik veya emzirme döneminde bileşene maruz kalan dişilerin yuvalarında kontrol grubuna göre çok daha az zaman geçirdiği de belirtildi.

BPS’nin plastik, naylon ve polyester gibi maddelerin üretilmesinde kullanılan Bisfenol A (BPA) bileşiğinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin endişelere yol açması üzerine alternatif olarak geliştirildiği biliniyor.

Araştırmanın sonuçları “Endocrinology” dergisinde yayımlandı.

Uzmanlar uyarıyor: Sakın kar yemeyin

Uzmanlar uyarıyor: Sakın kar yemeyin

Uzmanlar uyarıyor: Sakın kar yemeyin

İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadıoğlu, “Kar, yere düşmeden kirleniyor. ‘Köyde yaşıyorum, havamız temiz’ demeyin. Sakın kar yemeyin.” dedi.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, sanayiden kaynaklanan kirleticiler artık tüm dünyayı dolaştığı için karın yere düşmeden kirlendiğini belirterek, “Artık ‘Köyde yaşıyorum, havamız temiz’ demeyin. Sakın kar yemeyin.” dedi.

Kadıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anadolu’da yaşayanların, karı pekmez veya balla karıştırıp yemek için kış mevsimini iple çektiği günlerin geride kalması gerektiğini ifade etti.

İnsanların, romantik duygular çağrıştırmasına rağmen kar hakkında çok az bilgi sahibi olduğuna işaret eden Kadıoğlu, havada bulunan sanayiden kaynaklanan kirletici partiküllerin tüm dünyayı dolaştığını anlattı.

Dolayısıyla kimsenin artık “Köyde yaşıyorum, benim havam temiz” dememesi gerektiğini vurgulayan Kadıoğlu, “Artık kar, havadaki tüm kirleticilere yapışarak yere iniyor. Yani kar, yere düşmeden kirleniyor. Her türlü kirletici ve ağır metallere bulaşmış kar kristalleri birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Sakın kar yemeyin.” diye konuştu.

Miktad Kadıoğlu, kar kristallerinin ortalama düşme hızının saatte yaklaşık 800 metre olduğunu ifade ederek, bu durumu insanların sıkışık trafikte ilerlemesine benzetti.

Meteorolojinin kaynak, yer, zaman, miktar, yükseklik ve olasılık belirten kar tahminleri verebildiğini dile getiren Kadıoğlu, yerel yönetimlerin de karla mücadele planlarını güncelleyerek, bunu etkin ve çevreye en az zarar verecek şekilde yapabilmenin yollarını araması gerektiğini kaydetti.

Sağlıklı bir yıl için 10 öneri

Sağlıklı bir yıl için 10 öneri

Sağlıklı bir yıl için 10 öneri

Yeni yılı sağlıklı bir yaşamın ilk günü kabul edip; sigarayı bırakmak, sıkı bir diyete ve spora başlamak gibi kararlar genellikle kısa süre sonra rafa kaldırılıyor.

Sağlıklı beslenmeyi bırakmak yerine, zaman zaman programı değiştirerek renklendirmek veya sporu gün içine yaymak gibi küçük taktiklerle alınan bu kararları yıl boyunca uygulamak mümkün olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Özgür Mollaoğlu, sağlıklı bir yıl için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

1) Aynı saatte yatıp aynı saatte kalkın

Kaliteli bir uyku bağışıklık sistemini güçlendireceği gibi, genç ve zinde bir görünüm de sağlamaktadır. 7-8 saatlik kaliteli bir uyku hafıza ve beyin sağlığı içinde gereklidir. Uyku rutini oluşturmak ve vücudun daha kolay uykuya dalması için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya özen gösterilmelidir. Uyku sorunu yaşayanlar; televizyon, telefon gibi elektronik aletleri yatak odasından çıkarmalı, kafein gibi uyku kaçıran uyaranlardan uzak durmalı, gün içinde şekerleme denilen kısa uykuları azaltmalı veya uyku öncesi germe egzersizleri yapmalıdır.

2) İşlenmiş gıdalardan uzak durun

Sağlıklı bir yaşam için beslenme düzeni çok önemlidir. Diyet kavramı akılda, belli bir zamana kadar devam ettirilen beslenme şeklini canlandırdığı için yeni yılın ilk günü alınan diyet kararı genellikle uzun süreli olmamaktadır. Bunun yerine sağlıklı beslenme şeklini benimsemek, daha uzun soluklu sonuçlar doğuracaktır. Mevsim meyve ve sebzeleri, tam tahıllı ve lifli gıdalar beslenme düzeninde ön plana çıkarılmadır. Yağlı gıdalar ve yağlı etlerden mümkün oldukça uzak durulmalı, salam, sosis gibi işlenmiş gıdaların kansere yol açabileceği unutulmamalıdır.

3) Su içemiyorsanız meyvelerle tatlandırın

Hücre içinde gerçekleşen bütün hayati metabolik olaylar ve vücudun bütün fonksiyonları yeterli miktarda suyun içilmesi ile sağlanmaktadır. 8-9 bardak ya da 1-2 litre su tüketmek günlük su ihtiyacını karşılarken, aynı zamanda ciltte parlaklık sağlar, hazımsızlık, baş ağrısı ve unutkanlığa da iyi gelir. Suyun tadını sevmeyenler ya da mide bulantısı yaşayanlar; suyun içine dilimlenmiş elma, portakal, mandalina gibi mevsim meyveleri veya havuç, kereviz sapı gibi sebzeler koyarak tatlandırabilirler.

4) Haftada 150 dakika yürüyüş yapın

Günlük egzersizler için kapalı salonlar yerine veya kış ayrımı yapmaksızın açık hava tercih edilebilir. Baş, göğüs ve kulak bölgeleri korunarak uygun kıyafetlerle spor yapılmalıdır. Haftada 150 dakika tempolu yürüyüş yapmak, kilo kontrolü sağlayarak sağlıklı bir görünüme kavuşulmasını sağlarken; oksijen kapasitesinin artmasına, tansiyon kontrolüne, kalp atım hızının düşmesine ve stres atılmasına yardımcı olmaktadır. Genç yaşlarda yapılan ağır sporların ilerleyen yaşlarda bırakılmasının aşırı kilo alımına neden olabileceği unutulmamalıdır. Spordan sıkılıp bıkkınlık hissini yaşamamak için egzersizleri gün içine yaymak faydalı olabilir. Asansör yerine merdivenleri kullanmak, işlerindeki molalarda küçük yürüyüşler ya da germe egzersizleri yapmak, yakın mesafelere yürüyerek gitmek sporu gün içine yaymak için uygulanabilir.

5) Sağlık kontrollerini ihmal etmeyin

Düzenli sağlık kontrolleri ile belirti vermeyen hastalıklar belirlenip önlem alınabilir. Özellikle kilolu bireyler ve hareketsiz bir yaşam sürenler, ilerde diyabet olma riskine karşı kendilerinde insülin direnci olup olmadığına baktırmalıdır. Sürekli halsizlik ve yorgunluk hissedenler tiroit kontrollerini ihmal etmemelidir. Birçok hastalık erken tanı ile vücutta herhangi bir organ hasarı oluşmadan tedavi edilebilmektedir.

6) Tadınız tuzunuz kaçmasın

Günlük şeker ve tuz tüketiminin kontrol altında tutulması, sağlıklı bir yaşam için çok önemlidir. Kan şekerini hızla yükselten ve hızla düşüren saf şeker ve şekerli besinler yerine; tahıllı ekmek, bulgur gibi lifli besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir. Besinlerin içinde tuz olduğu unutulmamalı, günlük tuz tüketimi sınırlandırılmalıdır.

7) Sevdiğiniz insanlarla zaman geçirin

Stres hormonları bağışıklık sistemine zarar verir. Genç ve sağlıklı kalmak için aile ile ya da sevilen kişilerle daha fazla zaman geçirilmelidir. Müzik dinlemek, yürüyüş, masaj ve yoga da stresle mücadelede etkili tercihlerdir.

8) Sigara ve alkolden uzak durun

Sigara ve alkol kullanılmamalıdır. Bırakmak için gerekirse yardım alınmalıdır. İçeriğinde farklı zararlı maddeler bulunan sigara, vücuttaki tüm sistemleri etkileyerek ölümcül hastalıklara neden olurken, cilt ve vücut yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biridir.

9) Güneşten doğru faydalanın

D vitamini kaynağı olan güneşten doğru faydalanmak gerekir. Güneşli günlerde sabah ve akşamüzeri saatlerinde zamana dikkat ederek güneşlenmek bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Ancak uygun olmayan saatlerde uzun saatler güneşe maruz kalmak, cilt kanserine neden olabileceği gibi cildin erken yaşlanmasına da yol açmaktadır.

10) Aşılarınızı aksatmayın

Sağlıklı bir yaşam için enfksiyon kontrolü çok önemlidir. Enfeksiyonlarına karşı grip ve zatürre aşısı oldukça etkili bir önlemdir. Daha önce zatürre geçirenler, bağışıklık sistemini etkileyecek ilaç kullananlarla birlikte karaciğer, böbrek, kalp ve akciğer hastaları, 65 yaş üzerindeki kişilerin zatürre aşısı olması gerekmektedir. Hepatit B, tetanoz ve rahim ağzı kanserlerine karşı HPV aşısı da yetişkinlerin aşı takviminde olmalıdır.

Günde en az 2 kivi tüketilmeli

Günde en az 2 kivi tüketilmeli

‘Günde en az 2 kivi tüketilmeli’

Kış mevsiminde artan soğuk algınlığı ve gribe yakalanmamak için, C vitamini yönünden zengin olan kivinin günde 2 adet tüketilmesi öneriliyor.

Özellikle kış mevsiminde artan soğuk algınlığı ve gribe yakalanmamak için C vitamini yönünden zengin olan kivinin bolca tüketilmesi öneriliyor.

Ordu Üniversitesi (ODÜ) Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özgür Enginyurt, son dönemde mevsimsel soğuk algınlığı ve grip vakalarında artış gözlemlendiğini belirterek, bu hastaların çoğuna vitamin yönünden zengin olduğu bilinen kivi tüketmelerini önerdiklerini söyledi.

Soğuk algınlığı ve gribe yakalanmamak için bir dizi önlem alınabileceğini dile getiren Enginyurt, bunların arasında bol vitaminli meyvelerin de tüketilmesi olduğunu belirtti.

Bu meyvelerin başında C vitamini yönünden oldukça zengin ve birçok hastalığa iyi geldiği bilinen kivinin bulunduğuna işaret eden Enginyurt, “Yapılan bilimsel çalışmalar sonucu kivinin gribal enfeksiyonlara ve soğuk algınlığına iyi geldiği biliniyor. Bu meyveyi tüketen vatandaşlarımızın uzun süre hasta olmadığını görüyoruz.” dedi.

Enginyurt, 7’den 70’e herkese günde en az 2 kivi tüketmesini önererek, “Özellikle gelişim çağındaki çocuklarımızın kivi yemesinde oldukça fazla fayda bulunuyor. Hatta bizim önerimiz, kahvaltıda dahi kivinin tüketilmesi yönünde. Çünkü sabah tüketilen bir kivi, çocukların günlük vitamin ihtiyacını rahatlıkla karşılayacaktır.” açıklamasında bulundu.

Enginyurt, kivinin bilinen faydalarını şöyle sıraladı:

“C vitaminin yanı sıra A ve E vitaminin de bulunduğu kivinin çok fazla faydası var ama en bariz faydası, kanser türlerinin geciktirilmesi ve kansere yakalanma riskinin azaltılması. Antioksidan özelliğiyle kansere karşı koruyucu etkisi var. Kivinin yapısında bulunan lif oranı kabızlığı önlüyor. Tansiyon ve kolesterol düşürücü etkileri olduğu biliniyor. Grip, nezle, hatta astım hastalığına faydalı. Özellikle gribal enfeksiyonların sık görüldüğü günümüzde bol miktarda tüketilebilir.”

Çocuklara tam buğday unu önermiyoruz

Çocuklara tam buğday unu önermiyoruz

‘Çocuklara tam buğday unu önermiyoruz’

HRÜ Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Atlı, “Çocuklar için tam buğday ununu önermiyoruz.” dedi.

Harran Üniversitesi (HRÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ayhan Atlı, mineral maddelerin eğiliminde sıkıntı oluşturabileceği için çocuklara tam buğday unlu yiyecekler önermediklerini bildirdi.

Atlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uzun yıllar Türkiye’de beyaz undan üretilen ekmeğin tüketildiğini, ancak son yıllardaki çalışmalarla üründeki kepek miktarının arttırıldığını söyledi.

Tam buğday ununun hem sağlıklı hem de besin değerinin beyaz una göre daha yüksek olduğuna işaret eden Atlı, tam buğday unlu ürünlerin besinsel lif miktarı fazla olduğu için kilo yapmadığını, ayrıca şeker ve kalp hastaları için de önerildiğini anlattı.

Mayalı ekmeklerde tam buğday unu kullanılması gerektiğini aktaran Atlı, bu sayede kepekten kaynaklanan birtakım yan etkilerin azaltılabildiğini kaydetti.

“Her gıdanın fazlası zarar”

Tam buğday ununun yetişkinler için yararı bulunmasına karşın çocuklar için aynı durumun söz konusu olmadığını vurgulayan Atlı, şöyle devam etti:

“Çocuklar için tam buğday ununu önermiyoruz. Fitik asit açısından kaynaklanan bir sorun. Çünkü fitik asit gıdalarla alınan demir ve kalsiyum gibi önemli mineralleri bağlayarak vücut için yarayışsız hale getirebilmektedir. Bu anlamda mineral maddelerin emiliminde sıkıntı olabilir ama belli bir yaştan sonra, özellikle kilo sorunu olan, hastalıklı olan, diyabetik, kalp ve damar hastalığı olan vatandaşlarımızın onu yemesi gerekiyor. Zaten ‘Ekmek yensin mi yenmesin mi’ tartışması var. Her gıdanın fazlası zarar. Zehir ve gıda arasındaki fark dozdur. En iyi gıdayı bile aşırı yerseniz bir şekilde zararı var. Ekmek de aynı. Yani günde 3 ekmek yerseniz mutlaka zararlı. Dengeli beslenmek en doğrusu. Ekmeği de bu şekilde yersek sıkıntısı yok.”

Düzensiz beslenme ve hareketsizlik karaciğeri yağlandırıyor

Düzensiz beslenme ve hareketsizlik karaciğeri yağlandırıyor

Düzensiz beslenme ve hareketsizlik karaciğeri yağlandırıyor

Ülkemizde her 5 kişiden birinde görülen karaciğer yağlanmasının en önemli iki nedeni, düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşamdır.

Kilo fazlalığı olanlar, şeker hastaları, hızlı kilo alıp veren kişiler ve bazı genetik hastalığı olan bireyler karaciğer yağlanması yönünden risk grubundadır. Memorial Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Zülfikar Polat, karaciğer yağlanması hakkında bilgi verdi.

Karaciğer yağlanması siroza yol açabilir 

Karaciğer yağlanması karaciğer hücreleri içinde yağ damlacıklarının birikmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Karaciğer hücrelerinde yağ birikiminin yanı sıra karaciğerde sertleşme ve bazı ilerleyici hasara yol açan durumlar, siroza kadar gidebilmektedir. Karaciğer yağlanmasının görülme sıklığı, obezite ve insülin direncinden kaynaklanan, hareketsizlik ve beslenme bozuklukları gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden önümüzdeki yıllarda yapılacak karaciğer nakillerinin çoğunun, karaciğer yağlanmasına bağlı gelişen sirozlu ve bu nedenle gelişecek karaciğer kanserli hastalara yapılacağı öngörülmektedir.

Halsizlik ve yorgunluk karaciğer yağlanması belirtisi olabilir 

Karaciğer yağlanması olan kişilerde sıklıkla görülen belirtiler; halsizlik, bitkinlik ve isteksizliktir. Özellikle karaciğer testleri yükselen hastalarda halsizlik belirginleşir. Hastalığın tanısında kullanılan en temel yöntem ultrasonografidir. Bu yöntemle hastaya herhangi bir zararlı ışın vermeden, ses dalgalarıyla karaciğerin yapısı belirlenebilir. Ultrasonografik olarak yağlanma saptanan hastanın kanında karaciğer testlerinde yükselme ve insülin direnci olup olmadığına bakılmalıdır. Karaciğer testlerinde yükselme saptanan hastalar 3 veya 6 aylık düzenli takibe alınmalıdır. Hastalığın basit yağlanmamı yoksa ilerleyici tip mi olduğunu anlamanın en önemli yöntemi “karaciğer biyopsisi”dir. Bu yöntemde karaciğerden bir iğne ile parça alınıp incelenir ve karaciğerde inflamasyon olup olmadığı, karaciğerdeki sertleşme derecesi(fibrozis) ve risk durumu tespiti yapılır.

Haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş yapın

Karaciğer yağlanmasını önlemede en önemli iki yöntem diyet ve spordur. Burada amaç hem kilo fazlası olan bireylerde ideal kiloya ulaşmak hem de insülin direncini düzeltmektir. Diyette özellikle günlük kalori alımının azaltılması, trigliseridden fakir beslenilmesi, bol sebze tüketilmesi, glisemik indeksi yüksek gıdalardan kaçınılması önerilmektedir. Hastaların ayda en fazla 3 kg vermesi hedeflenmelidir. Çünkü hızlı kilo alıp vermek de karaciğer yağlanmasının şiddetlendirebilmektedir. İnsülin direnci, karaciğer yağlanmasına neden oluşturma teorilerin temelini teşkil etmektedir. Bu nedenle karaciğer yağlanması olan kişiler günlük aktivitelerini artırmalıdır. Haftada en az 150 dakika olacak şekilde hızlı tempolu yürüyüş veya hafif tempolu koşu en çok önerilen spordur. Ağır kas egzersizleri ise önerilmemektedir.

Sahrap Soysal Köfte Tarifi

Sahrap soysal kofte tarifi
Sahrap Soysal Köfte Tarifi 
Zengin ve çok renkli bir mutfak kültürüne sahip olan Türk mutfağı,gösteriş sunum ve güzellikleri ile dünya mutfaklarının en önünde gidiyor. Bu gösterişli mutfağın bu denli zengin olması da etli yemeklerin, köftelerin, kebapların sayesinde oluyor. Zaten et yemekleri bizim   ana yemeklerimiz arasında yer alır. Her bölgesinde buram buram lezzet kokan ülkemize hayran kalmamak elde değil.
 Ülkemizde özellikle misafir geleceği zaman et yemeklerine daha çok önem verilir. Bunun nedeni ise misafirlerimize vermiş olduğumuz değerlerden kaynaklanır. Et yemekleri her zaman en yüksek besin değerlerine sahip lezzetli ve sağlıklı yemekler arasında yer alır.  Çok zengin çeşide sahip olduğu içinde her tür yemeklerde neredeyse kullanılır. 
Köfteler de bizim zengin seçeneklerimiz arasında yer alıyor. Özellikle kıvamında yapıldığında damaklarda başka bir tat yaratıyor. Bugün sizlere Sahrap Soysal ın yapmış olduğu köftenin tarifini vermek istiyorum. Her ısırığından çok fazla tat alacağınız bir köfte tarifi bu mutlaka deneyin. Bu köftenin özelliği de bana göre tabi, sokaklarda buram buram kokan köftelerin tadıyla aynı olması. Bazen canımız o köftelerden  çekerde  bir türlü rastlayamayız ya işte o gün bu tarifi evinizde deneyin çok beğeneceksinzi. Bu yüzden bende buradan Sahrap Hanıma çok teşekkür ediyorum.Çünkü benide bu güzel tarifle kendisi tanıştırdı. Ben bu tarifi yaptıktan sonra yani fazla yaptığımda dondurucuya atıyorum. böylece cnım her istediğinde çıkarıp çözüldükten sonra afiyetle yiyorum. Tadında herhangi bir değişiklik olmuyor genelde aynı kıvam ve tatda oluyor. 
//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

MALZEMELER

  • 1 kilo  dana döş tarafından çekilmiş  kıyma
  • 1 tane  kuru soğan
  • 1 su bardağı un
  • 1 yarım tatlı kaşığı karbonat
  • 1 adet yumurtanın  akı
  • 1 tatlı kaşığı tuz, karabiber, pul biber
  • 1 su bardağı kadar  maden suyu

YAPILIŞI

  1. Kıymayı derin bir kaba alalım.
  2. Daha sonra önceden rendelemiş ve iyice  suyunu sıktığınız soğanı, ardından unu ve karbonatı kıyma içine  ekleyin. 
  3. Ardından yumurta akı, tuz ve baharatları ilave edip yoğurmaya başlayın.
  4. Yoğururken yavaş yavaş maden suyunu ekleyip yoğurmaya devam edin.
  5. Bu köfte hamurunu  1 gece ya da en az 8 saat kadar  beklerse çok daha lezzetli olacaktır.
  6. Daha sonra Köfte harcından ceviz büyüklüğünde  koparıp bu parçaları yavaş yavaş  yuvarlayın ve hafif elinizle yassı hale getirin. 
  7. Kıymaların Ortalarına parmak basıp inceltirseniz çok daha rahat pişeceklerdir. Ayrıca kısa sürede pişerler.
  8. Izgara tavasına ya da normal tavaya bir miktar sıvıyağ koyup ısıtın 
  9. Köfteleri önlü arkalı güzelce kızartıp servise hazırlayın. 
  10. Yanına beyaz peynir, sepano denilen salata ve Yugoslav kaymağı çok yakışır. Bunlarla servis yapabilirsiniz 
  11. Afiyet olsun 
  12. Ben bu köfteleri fazla yaptığımda dondurucuya atıyorum ve canım istedikce çıkarıp kızartıp yiyorum. Tadında da herhangi bir değişiklik olmuyor ve pratik olmuş oluyor. 
Eriketler: Sahrap soysal köfte tarifi köfte yapılışı köfte tarifi kolay köfte Sahrap soysal yemek tarifleri